aileilişkileri çinde yaşanabilecek sorunlar ve çözümleri hakkında detaylı bilgiler. Çocuk yetiştirme ve çocuk gelişimi hakkında da detaylı ipuçları. KobragizemXper4. Kadınlar daha fazla aldatıyor ama yakanmıyor bir süre sonra evli çiftler bir birinden sıkılır en büyük aldatma sebebi bu. Turkiyede cinsel eğitim yok ki cinsel sağlık enstitüsü olsun. BirMüslüman, telefonla benden fetva sormuştu: “Piyasası şimdiden hazır olan çok kârlı bir ticaret var. Çin’de üretilen bir teknolojik âlet; telefonda ve internet ortamında erkek sesini kadın sesine çeviriyor; istenirse kadın sesini de erkek sesine. Bir erkeğin konuşmasını aynen kadın sesi olarak muhatabına ulaştırıyor. Telefontakip, yeni nesil telefon dinleme yöntemi olarak tanımlanabilir. Çünkü geçmişte kullanılan yöntemlerin, günümüzde etkili sonuç vermesi neredeyse imkansızdır. Bunun en önemli nedeni ise hayatımıza giren akıllı cep telefonlarıdır. Bu telefonlardan sadece telefon görüşmesi değil, çok sayıda işlem yapılmaktadır. D Telefonda . Raptiye, tahta kaşık, toplu iğne, çelik tencere . Yukarıdakilerden hangisi mıknatıs tarafından çekilmez? A) Tahta kaşık B) Raptiye C) Çelik tencere D) Toplu iğne . Piste iniş yapan uçağa uygulanan kuvvetin etkisi aşağıdakilerden hangisine neden olur? A) şekil değiştirme . B) dönme . C) yavaşlama . D) hızlanma arifselim. Evlenmeye engel olmak için kesinlikle bu bir mazeret değildir ve ailen günaha giriyor. 26 yaş evlilik için gelmiş ve hatta geçmekte olan bir yastır sana böyle yapmaya hakları yoktur. müsab. Eşlerin birbirlerinin cinsel organlarını öpmesi caizdir. Ama ağzın içine almak ve yalamak caiz değildir. a5HW. Cinsel Terapi ve Evlilik Terapisi Entegrasyonunda “Aşk, Mahremiyet ve Cinsellik” Cinsellik nedir? Beden ve ruh sağlığımızın en temel olgusu cinsellik; Türkiye’de gerek toplumsal gerekse dini açıdan tabu olarak kabul edildiği için, çözümlenmesi zor toplumsal sorunlara neden olabilen çok hassas bir dürtüdür. Bu dürtü ikincil öneme sahip bir dürtüdür, amacı neslin devamını sağlamaktır. Ayrıca zevk verdiği için, iletişim, paylaşım olduğu için ve yapılması gerekli olduğuna inandığımız bir şey olduğu için cinsellik yaşanır. Cinsellik; çoğu zaman yasaklanır, kontrol edilmeye çalışılır, dogmalar ve katı bir kurallar yığınının içine hapsedilir, kimi zaman ise alaya alınır, ısrar edilir, teşvik edilir, hatta paranoyak ve düşmanca bir tavırla yaklaşılır. Anlayacağınız içi boşaltılmış ve çelişkilerle doldurulup ağırlaştırılmıştır. Cinsellik; günahkarlık, bedel ödeme, korku, endişe, güvensizlik, kaygı, önyargı ve bilgisizlikle kuşatılmıştır. Dayanılması zordur. Ancak doğal olarak insanoğlu sapına kadar cinseldir. Yaşamı renklendiren, daha keyifli ve eğlenceli hale getiren cinsellik hayatımızın çok önemli yaşamsal, sağlıklı ve ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü cinselliğin toplumsal, ahlaki, bedensel, duygusal ve dini boyutları vardır. Ayrıca kişiler cinselliği tüm hayatları boyunca sürdürürler. Beden ve ruh olarak genel iyilik halimizin vazgeçilmez bir parçası olan cinsel duygular, fanteziler ve arzular; doğaldır ve bütün yaşamımız boyunca da var olacaktır. Cinsellik, ilk önce kendini ve partnerini iyi tanımakla başlar. Kendisi hakkında olumsuz düşüncelere sahip olmayan ve kendisini seven, sayan ve güvenen bir insan partnerine de bu olumlu duygularını yansıtabilir. Bu nedenle karşılıklı güven, dürüstlük, açıklık, sevgi ve saygı çerçevesinde yaşanılması gereken ve mutluluk veren cinsellikte önemli noktalardan biri de, kişilerin birbirlerine karşı iradeli ve sorumlu davranmaları, herkesin birbirinin mahremiyetine saygı göstermesidir. Çünkü cinsellik asla sömürücü ve zorlayıcı olmamalıdır, tüm cinsel davranışların bir sonucu vardır ve kişiler bu sonuçlara razı, bedensel, toplumdaki konum ve duygusal açıdan hazır olduklarında cinsellik yaşanmalıdır. Aksi durumlarda kişiler ve partnerleri zarar görebilirler. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam başıboş ve kuralsız değildir. Kendi haline bırakılsa, doğal bir şekilde yaşanan cinsellik; ruhsal ve bedensel bir rahatlama sağlayarak, dünyayla aramızdaki bağı pekiştirir. Bu bağ kişiden kişiye değişiklik gösterdiğinden, cinselliğin tanımı ve anlamı da değişkendir. Kısaca cinsellik; kadın ya da erkek olmak, üremek yani hayatın ve de neslin devamını sağlamak için var olan bir dürtü ve daha çok beden teması sonucu hissedilen bir mutluluk hissi ve haz duymaktır. “Neden cinsellik hayatımızın en önemli parçasıdır?” sorusunun yanıtı da cinselliğin tanımında yatmaktadır. Çünkü insanoğlu cinselliği üremek için, zevk duyduğu için, iletişim, paylaşım olduğu için ve yapılması gerekli olduğuna inandığımız bir eylem olduğu için yaşar ve yaşatır. Yıllardır bize ne kadar çok sıklıkta yapılırsa o kadar iyi olduğu öğretildi veya öğrenildi. Ama buna rağmen büyükler genellikle çocuklarına cinsel yaşam hakkında bilgi vermekten kaçınırlar. Bugün, istenmeyen gebeliklerden korunmak kalabalık dünya nüfusunun en başta gelen sorunlarından biridir. Bu nedenle insanlar, üreme yaşına gelmeden önce cinsellik bilgilerini tamamlamalı ve kendi kontrollerinde mutlu bir yaşam sürmelidirler. Çünkü doğurganlık cinselliğin bir parçasıdır. Kromozomlar, cinsel salgı bezleri, hormonsal içerik, dış ve iç cinsel organlar ve ikincil cinsiyet özellikleri kişinin cinselliğinin biyolojik özelliklerini yansıtır ve "cinsel kimlik" oluşmasına katkıda bulunur. Cinsel kimlik kişinin kendi kadınlığı ya da erkekliği hakkındaki duyumsamasıdır ve sosyal bir olgudur. Çünkü 2-3 yaşlarından itibaren herkesin kendi hakkında "kadınım" yada "erkeğim" şeklinde sağlam bir kanaati vardır. Cinsel kimliğin kazanılmasında kişinin hayatında belirgin rolü olan anne, baba gibi kişilerin ve yaşanan sosyal çevrenin etkisi büyük önem taşır. “Toplumsal cinsiyet” kişilerin toplumda kendilerini erkek veya kadın konumunda göstermek için yaptığı ve söylediği şeylerin tümü olarak tanımlanır. Cinsiyet rolü ve toplumda cinslere atfedilen roller toplumsal cinsiyet kavramının bir parçasıdır. Çiftlerin hoş duygular içinde birbirlerine yakın olmak, sarılmak, öpüşmek, masaj yapmak, birlikte banyo yapmak, sohbet etmek, dokunmak, birlikte mastürbasyon yapmak yada cinsel birleşme yollarıyla birlikte haz duyarak cinselliklerini paylaşmak istemeleri olarak adlandıracağımız “cinsel yakınlık” ise, cinselliğin karşı cins, aynı cins yada her iki cinsle yakın beden teması olarak cinsel haz duyacak şekilde yaşanmasıdır. Cinselliğin anlamını keşfetmek için; cinsel yaşamınızı dönüştürme gücünüzün farkına varmanız, cinselliği nasıl kullanılacağınızı öğrenmeniz, yaratıcılığınızı ortaya çıkarmanız ve cinsellik hakkında sahip olduğunuz düşünce biçiminde devrim yaratmaya hazır olmanız gerekir. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için; öncelikle cinsellik hakkındaki önyargı ve mitlerden kurtulmak, kendimizi ve partnerimizi iyi tanımak ve doğru bilginin sahibi olmak gerekmektedir. Aşk, mahremiyet ve cinsellik işte bu bilgi gerekliliğinden dolayı ayrılmaz bir üçlüdür. Cinsel bilgilenme; kişisel isteklerinizi ve ihtiyaçlarınızı doğru tanımlayıp gerçek cinsel kimliğimizi ortaya koymanıza ve korkularınızı keşfedip onlarla yüzleşerek bunu bir sorun olmaktan çıkarmanıza yardımcı olacaktır. Cinsellik bazen kişinin hayatındaki temel güçlerden biri haline gelebilir. Cinsellik; fizyolojik ve psikolojik süreçleri olan, yaygın ve önemli bir güçtür. Çok sayıda değişkeni olan aktif, dinamik ve organik bir süreçtir. Cinsellik bir olma sürecidir. CİSED Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği olarak cinselliğin cinsiyeti, cinsel organları, bedeni, özdeki görüşü, seçim ve tercihleri, nasıl tanımladığımızı, hissettiğimizi ve düşündüğümüzü içerdiğini düşünüyoruz. Cinsellik ve aşk sürekli birbiriyle karıştırılır Çok yanlış bir şekilde, hayatı anlamlı kılan diğer şeylerin eksikliğinde, cinsellik ve aşk tüketime yönelik kötüye kullanıldığında yalancı bir mutluluk olarak onların yerini doldurma görevini üstlenebilir. Bu durum insanın bireyselliği ön plana çıkarma çabalarından biri olan mahremiyetin hazmedilemeyen bir yan etkisi olarak değerlendirilebilir. Aşkın, yokluğun, özlemin ve şehvetin bir göstergesi olduğu görüşünü savunan Platon, Şölen adlı eserinde, aşkın, bölünmüşlük ile varlığımızdaki yalnızlık duygusunu kaldırmaya yönelik bir bütünleşme arzusu olduğunu da söyler. Mitolojiye göre; henüz bildiğimiz anlamda insanın yaratılmadığı dönemde, insanlar önceleri hem erkek hem kadındı ve Hermaphrodites adıyla anılırlardı. Hermaphrodites kendi kendine yeten, kimseye hatta Tanrılara bile ihtiyacı olmayan, yarısı kadın yarısı erkek, dört kollu, dört bacaklı, biri doğuya bakarken diğeri batıya dönük iki yüzlü, dört gözlü, dört kulaklı, iki ağızlı ve iki çift kanadı olan koskocaman bir yaratıktı. Tanrılar, Hermaphrodites'in kendi kendine yetmesini bir türlü içlerine sindirememişler. Ona karşı duydukları öfke günün birinde Hermaphrodites'i birbirini tamamlayan iki parçaya bölmelerine yani ikiye ayırmalarına yol açmış. Erkek ve kadın böyle ortaya çıkmış. İşte herkesin bir şekilde yorumda bulunduğu ve ahkam kestiği “seks” sözcüğü de bu ayırmayı anlatır ve Latince “bölme” ve “ayırma” anlamına gelen “secare” sözcüğünden türer. Ve o gün bugündür kadın kayıp yarısı erkeği, erkek kayıp yarısı kadını arayıp durur. O zamandan beri erkek ve kadın birleşmeye çalışmaktır. Bu nedenle seks; kendini sevme, kendini keşfetme ve yaşamın gerçek anlamını arama yolculuğunun başlangıç noktasıdır. Bu arayışa yani yeniden hermafrodit olup tamamlanma, bütünlenme ve birleşme arzusuna da “seks” diyoruz. Türkçe’mizde seks sözcüğünün karşılığı cinselliktir. Cinsellik gerçek mutluluğu bulma ve yaşamımızın amacını keşfetme gücüdür. Cinsel soruların yanıtını bulabilmek, cinselliğin gizli tarihini anlayabilmek, cinselliğin gelişim serüvenine ışık tutabilmek ve hayatta olmanın keyfini hissedebilmek için; cinselliği sadece biyolojik, fizyolojik, toplumsal ve ruhbilimsel bilgilerle değil, aynı zamanda mitolojik bilgilerle anlaşılmasının doğruluğuna inanmak gerekir. Çünkü cinsellik insan yaşamının doğal ve insanlık tarihi kadar eski bir parçasıdır. Aşk, mahremiyet ve cinsellik gibi konularda yazmak insanın belasını araması gibidir Aşk, mahremiyet ve cinsellik konuları çok karmaşıktır. Aşk, mahremiyet ve cinselliğin, evlilik ilişkilerinde oldukça yoğun bir şekilde bulunması gerekir. Çünkü sevgiyi paylaşma, gücü müzakere edebilme ve mahrem bir temel kurma becerisi, yakın ve doyurucu bir evlilik ve sağlıklı bir cinsel ilişki için gerekli olan 3 önemli koşuldur. Ayrıca bu koşullar çiftin kendi ailesinde ve önceki ilişkilerinde renklenir, şekillenir ve etkin hale gelir. Bu nedenle cinsel terapistlerin ve evlilik terapistlerinin aşk, mahremiyet ve cinsellik konularınıyazması insanın belasını araması gibidir. Evlilik terapisine aldığım bir çift vardı. Kocaya “ne zaman karın tarafından en çok sevildiğini hissedersin” diye sordum. Adam uzun bir süre durduktan sonra “geçen ay sırtımı incitmiştim, eşim de romatizma merhemi ile ovmuştu” diye yanıtladı. Görüşme bittiğinde koca “bu aşk işi kesinlikle karmaşık” dedi. Sevginin paylaşılması bazen bu şekilde çok basit görünse de karmaşık olabilir. Aşk ve mahremiyet, duygulara dayanır ve yoğun bir şekilde paylaşılmalıdır Aşk ve mahremiyet sadece paylaşılabilir ve pazarlığa açık değildir. Evlilik ilişkilerinde parasal konular pazarlık konusu yapılabilir. Aşk ve mahremiyet ise duygulara dayanır ve yoğun bir şekilde paylaşılmalıdır. Evlilik ilişkisinde cinselliğin bir çok işlevi vardır. Fiziksel bir davranış olarak cinsellik pazarlık edilebilir, ancak bir aşk eylemi olarak cinsellik pazarlık edilemez, sadece verilebilir ya da paylaşılabilir. Ancak medyanın cinsellik yazarları ve otörleri, genellikle aşk ve mahremiyet yerine teknik ve performansa odaklandıkları için farkında olmadan pazarlığı kuvvetlendirebilirler. Sağlıksız bağlanmalar, kişinin sağlıklı ve mutlu bir evlilik yaşamasına engel olabilir Cinsel kimliğin temeli, kişinin başta anne olmak üzere ilk bakım sağlayıcılarıyla ilişkisi ve onlara bağlanmasıyla oluşan ilk gelişmelerde yatar. İlk yıllardaki bağlanma kalitesi; sevme, dokunma, verme, alma ve bağlanma becerimizi şekillendirir. Bağlanma kalitesi ve duygulanım ilerideki mahrem cinsel ilişkileri kurar. Örneğin; cinsel terapiye aldığımız Bay K; güçlü, eğlenceli ve yakışıklı bir genç adamdı; ancak kadınlarla yakınlaşmakta zorlanıyordu. İlişkileri başlatmayı başarabiliyor, ancak ilişki daha mahrem bir boyuta ulaşınca bilinçdışı olarak onu sabote ediyordu. İki farklı eşle sertleşme sorunu yaşadıktan sonra terapiye gelmeye karar verdi. Kızgın, utanmış ve aklı karışmıştı. Ne olduğunu anlamıyordu. Doğumundan kısa bir süre sonra ebeveynleri boşanmış, annesi ciddi depresyondan sonra ilaçlara bağlı yaşamaya başlamış, babası parasız kalmış ve çocuklar akrabalar arasında dağılmıştı. Bay K; annesine kavuşmadan önce hayatının yaklaşık ilk 2 yılını bazıları iyi bazıları kötü akrabalarının yanında geçirmişti. İlk yıllarındaki zayıf bağlanma temelinden dolayı mahrem bir cinsel ilişki geliştirmek Bay K için bir sorun haline gelmişti. Terapiye devam ettikçe Bay K; şiddetli terk edilme korkusunun farkına vardı. Sertleşme kayıpları ise anlayışlı yaklaşan ve sorun çıkarmayan iki eşinden kendisini korumaya yönelik bilinçdışı bir savunma yöntemiydi. Evliliklerinde Bay K; daha çok yıkılan ve eşinden uzaklaşan taraftı. Terapide genellikle öfkesini, utancını ve akıl karışıklığını temsil eden küçük korkmuş ve incinmiş bir oğlan çocuğu gibiydi. Bu örnek vakada olduğu gibi ilk yıllardaki sağlıksız bağlanmalar, kişinin sağlıklı ve mutlu bir evlilik yaşamasına engel olabilir. Konu cinsellik olunca görünenle değil görünmeyenle ilgilenilmelidir Cinselliğin ifade edilmesi ve cinsel birleşme çiftin karşılaşabileceği en kırılgan etkileşimlerden biri olabilir. Eşin önünde zevk vermek ve almak için çıplak şekilde yatma süreci oldukça kırılgan ve bağımlı bir durumdur. Çiftin yaşamındaki hiçbir an bu kadar kırılgan değildir. Birleşme eylemi, bir başkasının vücudunda başka birinin vücudunun yer alması, son derece kırılgan fizyolojik bir pozisyondur. Bu yüksek fizyolojik açıklık ve kırılganlık durumundan ötürü bilinçdışı süreçlerin sembolik uyanışı muhtemeldir. Cinsellik ilk duygusal bağlanımların fiziksel bir ifadesidir ve kişinin kendi ailesi ve evliliğinde edindiği ilişki kapsamında en iyi olarak anlaşılabilir. Örneğin Bayan R ve Bay D; bireysel terapistleri tarafından birlikte cinsel terapi görmeleri konusunda bana gönderildiler. Çünkü Bayan R; orgazm bozukluğu çekerken, Bay D’de erken boşalmadan şikayetçiydi. Terapi bünyesinde genital duyulara odaklanan bazı ödevler verdik, bu ödevlerden biri eşlerin çıplak olarak yan yana yatması ve birinin diğerinin erotik bölgelerine dokunmasından oluşmaktaydı. Terapide bu noktaya kadar Bay D; penisinin sertliğini kontrol etmeyi başarabiliyordu. Ancak Bayan R; onun genital bölgelerine dokunmaya başladığında ya penisinin sertliği kaybediyor ya da hızla boşalıyordu. Bayan R; ağlayacak gibi olup odan kaçıyordu. Çift bu konuda konuştuğunda Bayan R’nin derin bir üzüntü hissettiği ortaya çıktı. Sonraki seansta, Bayan R’den tekrar aynı durumda olduğunu düşünmesini ve aynı üzüntüyü hissetmesini istedik. Bayan R, o duruma geldiğini hissettiğinde ondan aklına ilk gelen anısını söylemesini istedik. Bayan R, ilk olaydan bahsederken bir yandan da ağlamaya başladı. 8 yaşındayken bir gece annesinin onu uyandırıp sabah olmuşta okula gidecekmiş gibi davrandığını anlattı. Bayan R, kahvaltı masasına oturduğunda saat 2-3 arasıymış, annesi ona “seni kandırdım” demiş. İkincisi ise bir bayram sabahıymış. Bayan R ile kardeşi oturma odasına koşup anne ve babasının aldığı bayramlıklara bakmaya gitmişler. Ancak hiçbir şey yokmuş. Çocuklar hüsrana uğramış. Annesini uyandırıp bunu anlatmaya çalıştıklarında anneleri gülmüş ve ertesi günün bayram olduğunu söylemiş. Bir süre sonra ise aslında şaka yaptığını, bayram olduğunu ancak hediyeleri bir başka odaya sakladığını söylemiş. Cinsel egzersizler sırasında Bayan R’nin hüzün ve üzüntüsünün ortaya çıkmasının gerçek nedenin sadist annesi olduğunu gösteren bu vaka; konu cinsellik olunca görünenle değil görünmeyenle ilgilenilmesini göstermesi açısından çok bilgilendiricidir. Aşk hem duygusal ve fiziksel yakınlığa götürür Birbirini seven bir çiftin cinsel etkileşimleri, en mahrem ve heyecanlı bağlanma biçimlerinden birisidir. Aşk hem duygusal ve fiziksel yakınlığa götürür. Bu yakın olma arzusu kişinin kendi benliğini anlaması ve sevdiği kişi ile paylaşması ile duygusal olarak tatmine erişirken, yakınlık güdüsü fiziksel olarak dokunma, duygulanım ve cinsel birleşme ile tatmine erişir. Aynı şekilde çiftin aşkı ve mahremiyeti uzay boşluğunda yaşamadığı da unutulmamalıdır. Bütün diğer etkileşimler, roller ve yaşamdaki stresler, çiftin aşk hayatını etkiler. Ancak CİSED olarak bizim inandığımız; birbirlerini koşulsuz seven, aşklarını açıkça ifade eden ve bunu devam ettirmeye uğraşan çiftler gerçek mutluluğu ve huzuru bulabilirler. Ayrıca çiftin cinsel ilişkisini tamamen geliştirebilmesi için aşk, mahremiyet ve müzakere edilmiş güç çerçevesinde birbirlerine bağlanmaları gerekir. Aşk müzakere edilemez Aşk sorunlarının güç sorunlarından keskin bir şekilde ayrılması gerekir. Aşk ve varoluş müzakere edilebilir kaynaklar değildir. Bilgi ve hizmetler ya da para ve mülkiyet ise müzakere edilebilir kaynaklardır. Öte yandan aşk müzakere edilemez ve edilmemelidir de; çünkü güç konuları ile beraber akıl karıştırıcı, karmaşık ve yaygın hale gelebilir. Aşk duygulara bağlıdır ve duygular paylaşılabilir ancak müzakere edilemez. Güç ise müzakere edilebilir. Başlangıçta bir bireyin diğerine olan aşkı, çifti ilişkiye götürür. İlişkinin başlangıcında bu daha çok tutku, ihtiras ve çekicilik olarak tanımlanır. Ancak ilişki devam ederse daha derin bir ilgi oluşur. Bu derin ilgi aşamasından mahremiyete yolculuk başlar. Sağlıklı bir cinsel ilişki birinin diğerine duyduğu aşka dayanan mahremiyet bağlantısından gelişir. Aşk, bağlılık ve disiplin isteyen süregelen bir cinsel ilişki gibidir. Bu aşk diğer eşin mutluluğu, gelişimi ve hayata dair ifade edilen kaygılarıdır. Değer verme, anlayış ve kendini ifade etme varoluşun temel öğelerindendir. Bize göre varoluş sorunları ve mahremiyet aşkın temel yönlerinden ikisidir. Sıradaki vaka aşkta bağlanma, disiplin ve varoluş sorunlarını aydınlatmaya yardımcı olacaktır. Bay M karısı ile beraber terapiye geldiğinde kırklı yaşlarındaydı ve sürekli tartışmaktan ve erken boşalmadan şikayetçiydi. Ancak ikisi de bana birbirlerine duydukları aşkı açıkça ifade ettiler. Çift 3 yıldır evliydi. Karısının ikinci evliliğiyken Bay M için ilkti. Karısının evlilik öncesi doğurduğu iki çocuğuyla karısının evinde yaşıyorlardı ve Bay M’de evin giderlerine küçük bir miktar katkıda bulunuyordu. Bay M’nin aşk anlayışı o kişiyle ilgilenmek anlamına geliyordu. Ancak kendi geçmiş deneyimleri; çoğu zaman depresif ve paranoyak, olarak tanımladığı annesinin verdikleriyle sınırlıydı. Bay M’nin psikoterapi grubundaki üçüncü yılında şu sorun gerçekleşti. Karısı Avrupa seyahatinden döndüğünde hediye olarak altın bir evlilik yüzüğü getirmişti. Bu noktaya kadar Bay M’nin bir evlilik yüzüğü yoktu. Hediyeyi aldığında karısına teşekkür etse de yüzüğü takmadı. Yüzükle ne yapacağını bilmediği için bir kriz yaşamaya başladı. Grupla bu konuyu tartıştığı zaman Bay M’ye yüzüğü takmamanın sembolik olarak karısına sevgisini ve bağlılığını ifade etmeyi reddetmek manasına geldiği söylendi. Ayrıca bankada karısının bilmediği bir hesabı olduğunu ve birlikte bir ev almak istemediğini de açıkladı. Bay M, karısına bağlılık ve disiplin konusunda eksiklik çektiğini gördü ve bu yönüyle yüzleşti. Bir sonraki yılda Bay M, evlilik yüzüğünü takmaya başladı, beraber ev aldılar ve ortak bir banka hesabı açtılar. Bay M, gruba bir gün çiftlikte yürürken bir atın çitten atlayıp onun yoluna çıktığını ve o anda karısının güvenliğini sağlamak için hiç bir şey yapmadığını fark ettiğini anlattı. Suçluluk ve utanç hissetti. Bizde bunu tartışarak karısına olan aşkı ve kendi istekleri arasındaki çatışmaya dikkat çektik ve terapi devam etti. Bu vaka bize geçmişinde derin ilgi görmeyen bir kişinin mahremiyete yolculuğunda sıkıntılar yaşayabileceğini göstermesi açısından önemli olmuştur. Aşk nedir ve nasıl gösterilir Adını aşk koyduğumuz şeyin ne olduğunu şimdiye kadar kimse tam anlamıyla çözememiştir. Kişi içgüdüleri tarafından önce kendisini korumayı düşünmektedir. İşte aşk bu korumayı neredeyse eriten bir duygudur, insanı yaşama bağlayan bir etmendir. Sanki ruhsal hastalıklardakine benzer süreçler, kişi aşık olduğunda ortaya çıkar, tek farkla aşk bir hastalık değildir. İnsanlar bilinçdışı olarak sürekli ölümsüzlüğün peşinde koştukları için yenilenme arzusuyla üremek isterler. Üremek için gerekirse kahramanlık ve fedakârlık da yaparlar. Aşk fedakarlıkların en büyüklerindendir. Günümüzde psikanaliz, aşk objesine duyulan özlemin, erken çocukluk dönemine ait sevilen objelere, genellikle anne ve babalara, yeniden kavuşma isteğinden doğduğuna inanır. Yani erkek ya da kadındaki bir araya gelme isteği, çocuklukta yaşanan yaralayıcı deneyimlerin yeni bir aşk objesiyle iyileştirme isteğinin bir sonucudur. Duygusal dünyasında tamamen bencilce hareket eden küçük çocuk, gelişimi sırasında kendisine zevk veren şeyleri, kendisinin parçası haline getirir. Yani onu mutlu eden şeyi, bir başkasından gelse bile kendi parçasıymış gibi algılar ve bölünmüşlük duygusu geçici olarak ortadan kalkar. Çocuk, bir başkasının ona yönelmesiyle kendini bir bütün ve mutlu hisseder. Kişi aşık olduğunda da böyle davranır. "Ya benimsin ya kara toprağın, ben sensiz bir hiçim” nakaratları bu yoğun duyguların bir sonucudur aslında. Hatta Freud, sevgili seçerken, küçük yaşlarda elde edilen deneyimlere bağımlı hareket edildiğini ileri sürer. Kişi aşık olma süreci sırasında, önce hayatında bir şeylerin eksik olduğu duygusuna kapılır. Böylelikle yeni bir aşk objesine karşı yoğun ilgi gelişir ve kişi aramaya başlar. Kalp atışları hızlandığında, kulaklar uğuldadığında, uykusuzluk başladığında, yani kişi aşık olduğunda, kendini eksik hisseden taraf, bütünü oluşturmaya çalışıyor demektir. Aşk anlaşılması zor bir kavramdır. Aşk nedir ve nasıl gösterilir, ifade edilir ve paylaşılır? Aşk gelişen bir süreç olarak en az 3 öğeden oluşur; iki davranışsal öğe; ilgiyi alma ve gösterme; iki bilişsel öğe iyiyi görme ve affetme; duygusal öğe mahremiyet gibi. Alınan ilginin anlamı bir kişi ilgi görmüyorsa karşılığında imkansız olmasa bile ilgi göstermesi çok zordur. İlk ilgi göstericilerin görevleri besleme, koruma, barınak sağlama ve yol göstermedir. İlgi gösterme ise aşkın somut ve davranışsal ifadesidir; yemek pişirmekten, yatağa taşımaya ve bebek bezi değiştirmeye kadar değişir. Sevdiklerimize hizmet ederiz ve bizim yetersiz olduğumuz yerlerde de onların hizmet etmesini bekleriz. Cinsel eylemde ise ilgi bize ve eşimize zevk veren aktiviteleri sergilemek ve yapmak ile gösterilir. İyiyi görme, sevdiklerimizden önce kendimizde olumlu özellikleri görebilme becerisini gösteren bilişsel bir süreçtir. Bu özellikler fiziksel, karakteristik ya da geçici olabilir. İyi bir cinsel yaşam için gereken ön özellikler kişinin kendisini zevk veren ve alan cinsel bir varlık olarak görmesidir. Birinde cinsel iyiyi görmek o kişiyi önemli ve ehil olarak görmekle paralellik gösterir. Birinde iyiyi görmek ayrıca onu dinlemeyi ve ondan öğrenmeyi de içerir ki böylece geribildirim bir eleştiri olarak anlaşılmaz ya da yapılmaz. CİSED olarak biz bu özelliği saygı olarak tanımlıyoruz. Ne var ki gerçek saygı öz saygıdan gelişir. Cinsel etkileşimde bu saygı kişinin ve eşinin hoşuna gidenleri öğrenme ve söyleme, sonrasında ise gerçekleştirmedir. Zevk veren cinsel aktivitelerin müzakere edilmesinde geribildirim önemlidir, aynı şekilde bu geri bildirimler cinsellikle ilgili korku ve kaygıları da içerir ve bazen çatışma ve sorun da oluşturur. Affetme ise birçok bireysel, evlilik ve cinsel terapist tarafından göz ardı edilen ancak evliliğin ve bireysel mutluluğun temeli olan bilişsel bir diğer süreçtir. Yine de bu süreç iyiyi görmek için başlıca koşuldur. Eğer hatalarımızı affetmezsek karşımızdakinde ve kendimizde iyiyi nasıl görürüz? Kendimizdeki mükemmellik için taleplerimizden vazgeçebilir miyiz? Kendimiz için yapmazsak sevdiklerimiz için yapabilir miyiz? Affetme özellikle eşi aldatma sorununda çok önemlidir. Eğer affetme bilinmezse aldatılan eş evliliklerinin sonuna kadar diğerine bu hatasını ödetmeye çalışır.” dedi. Cinsel sorunlar mahremiyet zorluklarının bir göstergesidir Mahremiyet evlilikte, cinsel ve aile yaşamında çok elzem bir kavramdır. Mahremiyet de aşk gibi birçok tanıma sahiptir. Mahremiyet yaygın anlamlarının dışında birçok şey ifade etmektedir. Arapça “haram” kelimesinden gelir ve “haram olma hali” demektir. Herhangi bir şey özelse onu hak etmeyen bir kişiyle paylaşmak doğru değildir. Bu özel olan şey için “mahrem” kelimesi de kullanılabilir. Paylaşmamak haline, gizli olma durumuna veya gizliliğe ise “mahremiyet” denir. Kişinin kendisine, karşındakine duyduğu saygının bir gereğidir. Mahremiyet sıkı sıkı tutup, korunması, kollanması gereken yaşantılar, duygular ve anlardır. Başkalarının ellerine, dillerine ve gözlerine bırakılmaması gereken özel bir alandır. Titizlikle muhafaza edilmesi gereken bir güzelliktir. Bir anlamda kişinin çok özel insanlarla paylaştığı iç dünyasının dokunulmazlığı da diyebiliriz. Mahremiyet sanıldığının aksine eski uygarlılarda ve ortaçağ Avrupa’sında olmayan, antik Yunan’da küçümsenen, Roma'da önemsiz bulunan kavramdır, Rönesans’la ortaya çıkan bireyselleşmenin bir ürünüdür. Temelde İnsanın yüceliğine inanma ve karşılıklı sınırsız saygıya dayanır. Tümüyle çağdaş bir olgudur, demokrasinin bir getirisidir. Mahremiyet; edep ve haya anlamlarını da taşımaktadır. İşte bu yüzden mahremiyet sağlıklı ve mutlu bir evliliğin oluşmasında en önemli unsurlardan biridir. Mahremiyetin olmadığı bir yerde huzur da yoktur; huzurun olmadığı yerde de haz verici bir cinsellikten ve aşktan söz etmek imkansızdır. Mahremiyet için birçok önemli öğe vardır; bağımlı olabilme, işbirliği ve becerisi ile mahrem ilişkilerde meydana gelen çatışmayı, düşmanlığı çözebilme, anlama, direnebilme ve ifade edebilme yetisi. Bir başka anlamda mahremiyet; kimliğin, duygulanımın, egemenliğin, uyumun, çatışma çözümünün ve cinselliğin vazgeçilmez bir birleşimidir. Bir başka açıdan mahremiyet; incinmeyi ve incinmekten korkmayı paylaşmadır. Evlilikte mahremiyet ise her eşin beraberinde ego gücü, iktidarı, kırılganlığı, bağımsızlığı, dokunmayı, güveni, karşılıklılığı, benliğe dair anlayışı ve benliği paylaşmayı getirmesidir. Çoğumuzda olduğu gibi mahremiyet; güçlü bir benlik ister, kırılgandır, yanılabilir ve ihtiyaç içindedir. Mahremiyeti geliştirebilmek için ihtiyaç içindeki benliklerimiz için alan ayırmalıyız. Mahremiyet korku dolu bir süreçtir, çünkü; ifşa korkusu; terk edilme korkusu; kızgın saldırı korkusu; kontrolü kaybetme korkusu; kişinin kendi yıkıcı dürtülerinin korkusu; kişinin bireyselliğini kaybetme korkusu gibi korkular içinde barındırır. Biz CİSED olarak; bütün bu korkuların sağlıklı ve mutlu evlilikte giderilebileceğini düşünüyoruz. Ayrıca cinsellik sorunları mahremiyet zorluklarının bir göstergesi olarak görüyoruz. Mahrem, ifade edilen duygusal hisler, duygulanım, bağımsızlık ve kırılganlığın eksikliği cinsel temasın eksikliğini pekiştirir. Çiftin hayatındaki mahremiyet tatmin edici ve zevk veren cinsel hayat için karar verici ana etkenlerden biridir. Sadece sorunlu çiftler mahremiyet olmadan cinsel yönden birbirini tatmin edebilir. Çoğu çift için mahremiyet olmadan birbirlerini cinsel yönden tatmin etmeleri mümkün değildir. Gerçek orgazmın verdiği zevk sürekli gelişen mahrem evliliklerde zirve yapar. Mahrem evliliklerde cinsellik sadece eğlence ve aşkın ifadesi olarak yer alabilir. Ancak bu durum neden sevilmediğini hisseden eşlerin sırf cinsellik için cinsel ilişkiye girmek istemediğini açıklar. İncinmeye dair korkularımızı ve zayıflıklarımızı paylaşamazken en yüksek düzeyde orgazm zevkini nasıl paylaşabiliriz? Aslında bir eylem olarak cinsellik çok kolay yapılabilir, gerçekleştirilebilir. Cinselliği aşk ve mahrem ilişki kapsamında paylaşmak zor olandır. Cinsellik aşkın bir ifadesi olarak duyguların, hislerin ve geçmiş ve o anki kaygı, acı, korku ve karışıklıklara dair deneyimlerin bir paylaşımıdır. Eğer gerçek bir paylaşım meydana gelmezse cinsel performans zarar görür. Bundan dolayı CİSED olarak cinselliğe paylaşılan geçmiş deneyimler çerçevesinde hislerin bulunduğu müzakere edilebilir bir eylem olarak yaklaşıyoruz. Mutlu bir evlilik için iktidarı paylaşabilme becerisi şarttır Müzakere etme yeteneği; tatminkar bir cinsel yaşam ve evlilik ilişkisinin çok gerekli bir içeriğidir. Gerçekte müzakere etme yeteneği birçok aile, evlilik ve cinsel terapi kitaplarında yer almamaktadır. Ancak şimdi bu yeteneğin olmadığı ya da eksik olduğu ilişkilerin yürümeyeceğini biliyoruz. Belki kötü olarak yürüyebilir ve sıkıntılar çiftin peşini bırakmayabilir. Bir evliliği sonlandırmamak eşlerin birbirlerini sevdiği ya da müzakere edebildiği anlamına gelmez. İktidarın müzakeresi hem sahip olunanın yani materyal kaynakların hem de yapılanın hizmet ve bilginin müzakere manasına gelir. Sahip olunan ve yapılan üzerine kavgalar çoğunlukla mahrem olma ve mükemmellik talep etmeden beraber önemli olma sorunlarını paylaşma yeteneksizliğinden çıkmaktadır. Bu nedenle mutlu bir evlilik için iktidarı paylaşabilme becerisi şarttır. Müzakere etmek öğrenilmesi zor bir yetenektir, çünkü model aldıklarımız genellikle bize bunu gösterme konusunda başarısız olurlar. Bundan dolayı müzakere etme yeteneği aynı nedenden ötürü aşık olma yeteneği gibi öğrenmesi zordur. Hepimiz öyle ya da böyle denemeler sonucu öğreniriz. Ancak bunun maliyeti yüksektir ve çoğumuz da sonuca ulaşamayız. Burada sözü geçen müzakere ile anlatılmak istenen pazarlık, sorun çözme ve karar verme sürecinin şu değişmez sahneleri izlemesidir Sorunları tanımlama, maliyet ve getirileri ile olası çözümleri önerme, kararlaştırılmış bir eylemi uygulama, sonuçlarını değerlendirme ve eylemi aynen devam ettirme ya da başarısız olma koşulunda bir alternatifi ile değiştirmeye karar verme. İktidar otoriteden oluşur ki bu otorite kararlar alır ve sorumluluk üstlenir, bir eylemin uygulanması görevini üstlenir. Hem otorite hem de sorumluluk dengeli bir şekilde ve eşleri tatmin eden bir eşitlikle müzakere edilip paylaşılabilir veya dengesizlik oluşur, eşlerden birinin öz önem hissinin veya statüsünün diğerinin düşük statüsüne rağmen başarıya ulaştığı tatminsiz bir ilişki ortaya çıkar. Bu koşullar altında sadece müzakere imkansız değildir, ayrıca mahremiyet de imkansızdır, çünkü bunlar eşlerin eşit olarak görüldüğü ilişkilerde başarılabilir. Müzakere yeteneği 3 koşul altında hızlı bir şekilde artar Evliliğin işlevsellik düzeyi yani düzey ne kadar yüksekse başarılı müzakere ve dolayısıyla sonuç getirme ihtimali o kadar yüksektir; her eşin de yeterlilik düzeyi yani yeterlilik düzeyi ne kadar yüksekse başarılı müzakere şansı o kadar yüksektir ve müzakere edilecek motivasyonun kalitesi ve mevcudiyeti. Örneğin tatminkar bir işlevsellik düzeyine ve belli bir yeterlilik düzeyine ek olarak biri müzakere isteği duyabilir. Daha önce belirtildiği üzere, müzakere yeteneksizliğimiz çoğunlukla incinme korkusundan ve acıları paylaşma yeteneksizliğinden çıkmaktadır, ki bu duygusallığımız ile ne kadar yakın olduğumuzdan başlayan bir süreçtir. Duygularımız ne kadar yakın ya da uzak olduğumuza karar verir. Başarılı bir müzakere için en önemli koşul motivasyondur. Motivasyon kapsamında ilgilenilmesi gerekenler; kişinin kendisi, evliliği, çocuklar, ebeveynler, kardeşler, eşinin ailesi, iş, arkadaşlar ve boş zamandır. Aile içi önceliklere ek olarak, kişi kendi bağlantıları, inançları ve bağlılıkları ile de ilgilenmeli ve sahip olma, yapma ve var olma gibi kaynakların kullanımı ile de uğraşmalıdır. Bu öncelikler kötü tanımlandığında, karıştığında kişinin kendisini bilmesi ve neyin daha önemli ya da ilgili olduğunu anlaması zorlaşır. Erkekler kendilerini tipik olarak işleri ile tanımlarlar yani erkekler kendilerine işlerine göre mesleki tanımlar yaparken, kadınlar için bu tanım anneliktir. Her şekilde benlikten, iş, evlilik ve çocuklar için vazgeçilmiştir. Kültürümüzün zor kıldığı benliğimizi başarmak, hayatın kaynağından kendimizi ayırt etme bilgisini ve temel birleşme hissini yeniden yakalamak için süregelen bir mücadeleyle bütünleşmeyi gerektirir. Benlik sınırsız hayallerimiz ile sınırlı anlayışımız arasındaki gerginliğin acı dolu bir farkındalığıdır. YAZININ DEVAMI İÇİN "Erken Boşalma'nın Üstesinden Gelmek" adlı kitabını alınız... Dolgu yapılan diş neden iltihaplanır?Dolgu yerleştirilmeden önce tükürükteki bakteriler dolgu maddesinin altına girerse kanal tekrar enfekte olabilir. Ancak hasta, doğru ağız hijyenini sağlamadığı zaman kanal tedavisi yapılmış olan aynı dişte yeni çürükler sonrası ağrı ne kadar sürer?Diş Dolgusu Sonrası Yan Etkilerin Sebepleri. Hassasiyet, ağrı, dişleri kapatınca hissedilen farklılık gibi yan etkilerin hepsinin geçerli bir sebebi ve çözümü vardır. Çevre dokularda travmaya bağlı oluşan ağrılar ve hassasiyet yaklaşık 7-10 gün içinde dolgu yapılan diş neden ağrır?Kanal tedavisi sırasında dişin sinirleri alınmaktadır, bu yüzden kanal tedavisi görmüş bir diş, dış uyaranlardan etkilenmemektedir. Tedavi sonrasında ilk birkaç hafta hafif ağrı veya çiğnemede hassasiyet olabilir çünkü dişin de vücudumuzdaki her doku gibi iyileşmek için zamana ihtiyacı dolguda kanal tedavisi yapılır mı?Uzmanlara göre hemen her çürüğe dolgu tedavisi yapılabilmektedir. Çürüğün büyüklüğüne göre dolgu büyüklüğü de değişmektedir. Fakat kimi zaman tedavi için sadece diş dolgusu yeterli gelmez. Eğer dişteki çürük diş köklerine kadar ilerlemişse önce kanal tedavisi diş iltihaplanır mı?Diş sıkma/gıcırdatma, yüksek yapılan dolgular ve restorasyonlar da kronik travma nedenleri arasında yer alıyor ve iltihaplanmaya neden olabiliyor. Bununla birlikte uzun süre tedavi edilmeyen periodontal dişeti ve çevresi hastalıkları da dişin iltihaplanmasında etken faktörler arasında yer diş iltihabı nasıl geçer?Dolgulu Diş Ağrısına Tuzlu Su Diş dolgusun yapılan dişin sebebi bazen dişin iltihaplanması olabilmektedir. Böyle durumlarda bir tatlı kaşığı kadar tuzu ılık suda eritin. Ardından ağzınızda gargara yapıp. Bu işlemi günde üç defa tekrarlarsanız diş ağrınız sonra dişin ağrıması normal mi?Dolgu tamamlandıktan sonra ilk birkaç hafta dolgu uygulanan dişin ağrıması, hassaslaşması ve sızlaması normal kabul edilmektedir. Bu yazıda, ruhsal eşinizi bulabilmeniz için neleri bilmeniz ve yapmanız gerektiğini okuyacaksınız. Özellikle yeni çağ inançlarında, her ne kadar kökeni antik reenkarnasyon inancına dayanıyorsa da “ikiz ruhlar” ya da “ruhsal eş” kavramı büyük ilgi görmektedir. Nedir bu inanç? Acaba gerçek olabilir mi? Peki siz hayatınızı değiştirecek özel ilişkiyi mi bekliyorsunuz? İnsanlara hayattan ne istediklerini sorduğunuzda, sayısız cevap alabilirsiniz. Çoğu insan daha çok para, iyi bir iş, yaratıcılık, iyi bir ev ve buna benzer şeyler ister veya değişime ihtiyaç duyar. Fakat tüm zamanlarda var olan bir gereksinim daha var. Bunun adı “gerçek aşk”. Gerçek aşkın tarifi yok. İçgüdüsel bir olay olduğunu söyleyenler var; daha da önemlisi herhangi bir yerde, herhangi bir insan, kısaca ruhsal eşiniz sizinle karşılaşmayı bekliyor. Bu düşüncenin nereden çıktığı kesin değilse de dinsel inançlar kadar yaygın ve umut doludur. Ruhsal eş inancına çok farklı kültür ve toplumlarda rastlarız. Aslında eski inançlardan yalnızca bir tanesidir. İnancın kökeninin belirsizliği nedeniyle, ruhsal bir eşin tam olarak nasıl olacağını belirtmek kolay değil. İnancın temelinde kişiyi bekleyen birinin var olduğuna inanılır ve o kişinin en uygun, mükemmel ve duygusal eş olduğu düşünülür. Anlatılan birçok olayda insanların ismini bilmedikleri, hiç karşılaşmadıkları birini özlediklerini hissettikleri de belirtilmiştir. Ama inancın doğruluğunu kanıtlamak için doğru insanı bulmak gerekir ve bu bekleyiş yıllarca hatta ömür boyu sürebilir. Bazı insanlar, erken yaşlarda ruhsal eşlerini hayal ederler ve hislerini hiçbir zaman açıklamazlar. Bazen bir rüya veya hayali bir görüntü, ruhsal bir eşiniz olduğu kanısını güçlendirir. Çoğumuz çok iyi anlaştığınız birini buluncaya kadar ruhsal eş inancımızı garip bir şekilde saklarız. Eğer İlişki başarıyla ama mükemmel değil gelişiyorsa, mutluluk için gereken fedakârlığın aşk için çaba göstermek olduğunu düşünmeye başlarsınız. Belki doğru olabilir ama ilişki sona erdiğinde, mucizevî bir şekilde ruh eş inancına yeniden sarılırsınız. Bu genelde suçluluk duygusuyla pekişir daha uygunu gerçek eşinizin o kişi olmadığını içten içe bilme duygusudur. Çok derinlerde bir yerde, o ana kadar birlikte olduğunuz kişilerin gerçekten ruhsal eşiniz olmadığını bilirsiniz. İlişki bittiğinde, olay kanıtlanmıştır. Siz, hep yalnızdınız. Eğer ruhsal eşiniz varsa, onunla karşılaşıp mutlu olmanız doğal gibi görünür. Asıl zor olan, ruhsal eşinizin kim olduğunu anlamak ve bulmaktır. Güçlü duygular, delice bir sevdadan başka bir şey olmayabilir, iki kişinin anlaşması ve ilgi alanlarını paylaşması her zaman yeterli değildir. Gerçek ruhsal eşler sadece özdeş ruhlar değil, birbirini seven ve birbirinden çok şey öğrenmek isteyenlerdir. “The Bridge Across Forever” adlı romanında, ruhsal eşleri anlatan yazar Richard Bach, iyi bir ilişkinin ancak zamanla gelişeceğini söylüyor. Burada büyük bir dürüstlük ve yalnızlığın yanı sıra sadece uzlaştığınız insanla birlikte olmayı tercih etmek de gereklidir. Birçok kişinin dediği gibi; anlık çözümlerle, ilişkilerimizdeki sorunlarımızı gideremeyiz. İlişkinin başlangıcında dikkatli ve dürüst olmak en önemli faktördür. Eğer bizim için özel bir kişi varsa, onu terk etmek ya da ümit verip özensiz ve dikkatsiz kolay bir evliliği tercih etmek en büyük ruhanî suçtur yani ikisi de aynı düzeydedir. Ruhsal eşlerini arayan kişiler için reenkarnasyon önemli bir konudur. Ruhsal eş, bir önceki yaşamda sevgili veya yakın arkadaş olabilir. Amaç, geçmiş yüzyılları ve oralardaki sorunları araştırmak ve önceki yaşamdaki aşkları bulmaktır. Oysa, reenkarnasyon inancı herkes için geçerli değildir, çok ince bir çizgide dolaşıp durur. Hatta son yıllarda bir kenara itilmiştir. Çünkü ruhlarımız zaman içinde ama birbirinden ayrı olarak, eş zamanda dolaşırlar ve farklı hayatlar yaşarlar. Böylece eğer bir ruhsal eşimiz varsa ona Antik Yunan’da, 2007 de ya da Mars’ta rastlayabiliriz. Tüm bu olaylar aynı zamanda gerçekleşir böylece gelişme ve ilerleme birikimi sağlanır. Anlaşılması kolay olmamasına rağmen buluşmak, âşık olmak ve bir yabancı olarak yeniden doğmaktan daha öte bir anlam ifade etmez. Birçok araştırmacıya göre ise; çok yaşamlılık fikri, ruhsal eş konusuyla ilgisizdir. Onlara göre bir kez yaşarız ve yaşamamızın amacı ruhsal eşimize olan sevgimizi tek bir yaşamda gösterebilmeliyiz. Bu daha üstün bir düşünce olarak da benimsenebilir. Çünkü yaşamlar arası dolaşım ataletinden kurtulmanın yanı sıra tek bir sevgi hakkının olduğunu ve bunu tek bir yaşamda elde etmenin olağanüstülüğü söz konusudur. Reenkarnasyon yaklaşımı, ruhsal eşiyle karşılaşan bir insanın hissettiği daha önceden tanıma duygusundan geliyor. Yani daha önceki yaşamlarınızda birlikteydiniz! Belki de bu duygu, gerçek bir bellek yanılgısı olayından daha çok bir sanrı olabilir. Bu his ya karşı konulmaz derecede yoğundur veya önemsiz duygusal bir yoğunluk olarak geçip gider ama hep vardır. Karşılaştığınız kişinin gerçekten ruhsal eşiniz olup olmadığını anlamak için bu duygu iyi bir testtir. Önceleri hemen aşk hissetmeyebilirsiniz. Çünkü ruhsal eş, daha önceki yaşamınızda sadece arkadaşınız, hatta düşmanınız bile olabilir. Belki yıllarca bu kişiyle sadece bir arkadaş olarak kalırsınız. Ama yine de ilk buluşmada bu kişiyi daha önceden tanıdığınız hissine kapılırsınız. Kısacası duygu vardır ama nedenleri çoktur. Hangisinin gerçek olduğunu bilmiyoruz. Sonuçta önemli olan hissettiğinizdir fakat yanılabileceğinizi de unutmamalısınız. Eğer ruhsal eşinizi bulmak istiyorsanız size yardımcı olabilecek bazı kesin teknikler var. Bazıları, ruhsal eşinizde olmasını istediğiniz özellikleri gözünüzde canlandırmanız gerektiğini söylüyorlar. Kimileri ruhsal eşi aramak için daldan dala konmak yerine yalnız başına beklemenin daha iyi olacağını söylüyorlar. Her iki durumda, duygularınız hakkında dürüst olmayı öğrenmeniz gereklidir. Yanlış olan; ruhsal eşi aramak için çabalamanın, yapabileceğiniz en kötü şey olduğudur. Ne kadar çok hayal eder ve ararsanız o insanı gerçekliğinizden o derece uzaklaştırırsınız. Uzaklaşma neden bu derece belirsizdir bilinmez ama önemli olan doğru zamandır. Çoğu zaman insanlar ruhsal eşlerini aramaktan vazgeçip, yalnız olduklarına inandıklarında doğru insan karşılarında beliriverir. Buradaki mizah, doğru insanı bulduğunuzda ilk anda ilişkinin diğerlerinden daha zor olacağını düşünmenizdir. Belki en iyi çözüm, kendi başınıza kalmayı kabullenip, ilişkileri zorlamamak ve gerçek aşktan vazgeçmemektir. İnsanlara aşk gözetmeden, arkadaş olarak yaklaşırsanız, doğru kişi karşınıza aniden çıkıverir. Neredeyse tüm ruhsal eş araştırmacıları, doğru zaman geldiğinde, ruhsal eşinizin beklenmedik bir anda hayatınıza gireceğini söylüyorlar. 14 yaşında ruh eşine rastlamak, hayatınızı iyi yönde etkileyebilir. Çünkü daha öğrenecek çok şeyiniz vardır. Ancak tam anlamıyla gelişmiş bir insan olduğunuzda ruhsal eşinizi daha mutlu edebilirsiniz. Yine de çok geç yaşta buluşan ruhsal eşlere de pek rastlanmaz. Ama sonuçta bir yaş sınırı da yoktur. Bazen çok genç yaşlarda birbirini bulanlar olur, bazen de ileri yaşlarda. Ruhsal eşlerin arasında 10–20 yaş fark olduğuna inanılmaktadır. Kaç yaşında olursanız olun; ruhsal eşinizi sizi kurtaracak ve mutlu edecek biri olarak görmek büyük bir hatadır. Onu sizin mutluluk meleği olarak görmek sizi sevgilinizin omzundaki kuşa çevirir, en iyisi ters bir yaklaşımdır. Olabileceğiniz kadar iyi biri olmaya çalışın. İşte bu sizi iyi bir ruhsal eş haline getirir. Ruhsal eşiniz ise, sizden mükemmel olmanızı beklememelidir. Ama eğer kötü niyetli, tembel ve sıkıcı bir tavrınız varsa, ruhsal eşinizin içinizdeki güzelliği fark etme olasılığı oldukça azalacaktır. Her anınızı ruhsal eşinizle mutlu geçirmek zorunda değilsiniz. Birçok farklı fikre ve ilgiye sahip olabilirsiniz. Hatta bazen de çok fazla tartışabilirsiniz. Aradaki fark, yaşanamayacak bir aşkı doğurur ama aşk, ilişkinin yürüyeceği anlamına da gelmeyecektir. Ruhsal eşler karşılaştıklarında, düşünülen tek bir şey vardır “Şimdi denemeyi bırakabilirim.” İşte bu düşünce ilişkiyi zedeler. Ayrıca aradaki psişik bağın ilişkiyi her koşulda, ebediyen götüreceğini düşünmek yanlıştır. İnsanlar, dürüstlükle ve açık bir iletişimle birbirlerine yaklaştıklarında psişik bağın varlığı daha olasıdır. Bazen karşıdakinin ne düşündüğünü bilmek sıradan bir rastlantı olabilir. Bazen de gerçekten ruhsal bir bağdır. Bu çok ilginç ve duygusal iletişim yolu iyi bir yöntem veya iddia olsa dahi, ruhsal eşin varlığı için yeterli bir kanıt olarak gösterilemez. Bu dünyada yaşadığımız hiçbir şeyin garantisi olmadığını sık sık hatırlamalıyız. Sadece ruhsal eşlerin varlığıyla, mutlu bir yaşamı garanti edemeyiz. Yalnız yaşayan ya da mutsuz evlilikler yapan çok insan tanıyoruz. Yaşamını ilişkiden ilişkiye koşarak, gerçek aşkı hiç bulamadan geçirmiş birçok insan var. Ruhsal eş bulma olayları o kadar da sık rastlanan olaylar değildir. Eğer iyimserseniz, ruhsal eşin varlığına ama onu asla bulamayacağınıza dürüstlükle inanırsınız ve eğer bu inancınızdan içtenlikle eminseniz, sadece anlaşabildiğiniz sıradan kişilerle birlikte olmaktansa, yalnız olarak yaşamak sizin için bir sorun olmaz. Ruhsal Eşinizi ararken yol gösterecek öneriler ruhsal eşinizi bulmanın zorluğu sizi yıldırmasın ve sadece mantıklı olduğu için iyi anlaştığınızı düşündüğünüz kimselerle birlikte olmayın. Tatmin olamayabilirsiniz. tanıdığınız kişilerde daha önce tanışmışlık hissi ya da dejavu duygusu hissedip hissetmediğinizi ölçün. Bu daha önceki yaşamınızda birlikte olup olmadığınız konusunda iyi bir ipucudur. 3. Ruhsal eşinizde olmasını istediğiniz özellikleri göz önünde canlandırın, hayal edin. 4. Ruh eşinizi aramak için didinmeyi bırakın. Ne denli çok ararsanız, o sizden o kadar uzaklaşır. Onu aramaktan vazgeçtiğinizde aniden karşınıza çıkabilir. 5. Karşıı cinsle aşk amacı gütmeden sadece arkadaş olmayı deneyin. Bu şansınızı arttırır. 6. En olumlu ruhsal eş birlikteliklerinde 10–20 yaş fark olduğunu hatırlayın. 7. Her zaman ruhsal eşinizin sizin yaşamınıza tamamen uyacağını düşünmeyin. 8. Kendinizi geliştirin. Böylece kendinize uygun biri olursunuz. 9. Her zaman psişik bir bağ, ruhsal eşinizin varlığına yani o olduğuna ait bir kanıt değildir. 10. Ruhsal eşinize rastladığınızda, özveriden vazgeçin. Bundan sonra çok mutlu olacağınızı düşünmeyin. En çok özveri isteyen ilişkiler bu türdedir. Fenomen dergisi, Aralık 1996 Çıplak birini görmek orucu bozar mı? Eşlerin birbirini çıplak görmesi orucu bozar mı? gibi sorular Ramazan ayının gelmesiyle pek çok kişi tarafından soruluyor. Bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan ayında milyonlarca Müslüman İslam'ın 5 şartından biri olan oruç tutmak ibadetini yerine getirmek için sahura kalkıp niyetlendi. Aile içine bazen eşler birbirlerini ister istemez çıplak olarak görebiliyor. Bu gibi bir durumla karşılaşanlar oruçlarının bozulup bozulmayacağını merak ediyor. Peki oruçluyken çıplak birine bakmak orucu bozar mı? Oruçluyken ***** izlemek orucu bozar mı? Cinsel içerikli video izlemek orucu bozar mı? Ramazan ayı 2022 yılında 2 Nisan'da başladı. 1 Nisan'ı 2 Nisan'a bağlayan gece yeryüzünde milyonlarca Müslüman sahura kalkarak ilk oruçlarına niyet etti. Bereket ayı olarak da bilinen Ramazan ayında eşlerin yakınlaşması ve eşlerin birbirlerine karşı sınırları merak ediliyor. Peki eşiler oruçluyken birbirlerini çıplak görürse oruçları bozulur mu? Oruç bozulursa kefaret gerektirir mi? Çıplak birini görmek-bakmak orucu bozar mı?​ Çıplak birini görmek doğrudan orucu bozup bozmadığı cünup olma durumuna bağlıdır. meni gelmemiş ise oruç bozulmaz. Çıplak birine bakarken cünüp ulunursa oruç bozulur fakat keffaret gerekmez kaza edilir. Ancak oruçlu iken gözü de haramdan sakınmak gerekir aksi taktirde tutulan orucun sevabı kaybedilmiş olur. Eşlerin birbirini çıplak görmesi orucu bozar mı?​ Eşlerin birbirlerini çıplak görmesi de yukarıdaki belirtilen durumlarda orucu bozar. Ancak eşlerin de oruçluyken birbirlerine karşı sınırları olmalıdır. Nikahlı eşi dahi olsa Ramazan ayının ruhuna uygun hareket etmekte fayda var. Oruçluyken ***** izlemek orucu bozar mı?​ Oruçluyken cinsel içerikli video izlemek gibi yanlış bir duruma düşenler bunun orucu bozup bozmayacağını merak ediyor. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ***** filmleri ve cinsel içerikli filmleri izlemek günahtır. Her ne koşulda olursa olsun yapılan günah ve göz zinasıdır. Oruçlu iken sadece izlemek orucu bozmaz. Eğer izlerken bir kişi boşalır ve cünup olursa şüphelidir. İzleme esnasında dokunma, oynaşma, masturbasyon yapma ya da boşalmayı tetikleyici hareketler içinde bulunmak orucu bozar. - Kaynak Oruçluyken eşlerin birbirlerine yaklaşımı nasıl olmalı?​ Orucun temel unsuru, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak, nefsi bunlardan mahrum bırakmak olduğu için, oruçlu iken bunlar ve bu anlama gelecek davranışlar orucu bozar. Yemek ve içmek, yenilip içilmesi mûtat olan her şeyi kapsamı içine alır. Sigara, nargile gibi keyif veren tütün kökenli dumanlı maddeler ile uyuşturucular ve tiryakilik gereği alınan tüm maddeler oruç yasakları kapsamına girer İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, III, 386-387. Her ne sebeple olursa olsun, ağızdan alınan ilaçlar da aynı hükme tabidir. Oruçlu olan kimse orucu bozacak şeylerden kaçındığı gibi orucun sevabını azaltacak şüpheli durumlardan da kaçınmalıdır. Ramazanda oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmakla oruç bozulur, hem kaza ve hem de keffâret gerekir Buhârî, Savm, 30. Eşlerin birbirlerini öpmeleri veya sarılmalarıyla oruçları bozulmaz. Ancak bu durumda boşalma meydana gelirse oruç bozulur ve güne gün kaza gerekir Merğınânî, el-Hidâye, II, 256. Kaynak Yüksek mahkeme; aralarında şiddetli geçimsizlik olan çiftlerin, ele güne karşı aynı evde yaşamasının evlilik birliğinin halen çekilebilir olduğunu göstermeyeceğine hükmetti. Aile Mahkemesi'ne başvuran eşi sürekli kendisine 'şizofren' diyerek hakaret ettiğini, ciddi tartışmalar yaşadığı eşinin evliliğe alışamadığını, aralarında kişilik uyuşmazlığı ve kültür farklılığı olduğunu ileri sürerek boşanma davası açtı. BİRBİRLERİNE HAKARET ETTİLER Davacı adam, velâyet hakkının kendisine verilmesini, eşinden 20 bin lira manevi 20 bin lira da maddi olmak üzere 40 bin lira tazminat talep etti. Mahkemede savunma yapan davalı ise kocasının iddialarının doğru olmadığını belirterek, “Davacı bana, sürekli 'salak, manyak, terbiyesiz, şerefsiz’ diyerek hakaret etmiştir. Boşanma davasının reddini istiyorum." dedi. EŞİT KUSURLU SAYILDILAR Aile Mahkemesi, kocanın karısına 'salak-manyak, terbiyesiz' diyerek hakaret ettiğine, kadının da kocasına 'şizofren' diyerek hakaret ettiğine dikkat çekti. Boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğuna hükmeden mahkeme, davalı kadının tedbir ve yoksulluk nafakası talebini ise eşit kusur sebebiyle reddetti. Davacı kocanın da tazminat talebi reddedildi. KADIN BOŞANMA KARARINI TEMYİZ ETTİ Davalı kadın, boşanma kararını temyiz etti. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının ispatı gerektiğine hükmetti. Boşanma davası açıldıktan sonra dahİ tarafların aynı evde yaşamasının; evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını, evliliğin çekilebilir olduğunu gösterdiğini hatırlatan 2. Hukuk Dairesi kararı bozdu. Aile Mahkemesi, ilk kararında direnince dava Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gündemine geldi. BOŞANDILAR Genel Kurul, oy çokluğu ile mahkemenin birbirine 'salak-manyak-şizofren' diyerek hakaret eden çifti boşayan Aile Mahkemesi kararını onadı. Genel kurul kararında, eşlerin aynı evde yaşamasının evlilik birliğinin halen çekilebilir olduğunu göstermeyeceğine hükmetti. Kararda, "Tarafların sırf aynı evde yaşaması evlilik birliğinin hâlen çekilebilir olduğunu gösteren delil ya da olgu kabul edilemez. Mahkemenin kararı oy çokluğu ile onanmıştır. Tazminat ve nafaka yönünden incelemesi yönüyle dosya 2. Hukuk Dâiresi'ne gönderilmiştir." denildi.

eşlerin birbirini telefonda tatmin etmesi