RTÜK Üst Kurulu, Kanal D’de yayınlanan Öyle Bir Geçer Zaman Ki adlı diziye 15 Kasım 2011 tarihinde uyarı cezası verdiği sahnenin, 13 Temmuz 2012 tarihinde tekrar yayınlandığını
Söz Hasan Hüseyin KorkmazgilMüzik: Ahmet KayaCover: Derya YıldırımRemix: EvirBu parça Ahmet Kaya'nın parçasıdır ve Evir tarafından remix yapılmıştır. Cover,
71 – Hani Rabbin meleklere demişti ki: “Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım.”. 72 – “Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın.”. 73 – Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler. 74 – Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
Burasımerkez Fight Kulüp. [Verse 1: Killa Hakan] Kalp, kan, damar, damar. Surata şamar, yanar, yakar. Kaşları çatık bakar, bakar. Farkında olmadan takar, akar. Yaşadığın yer bir
Kanal D'nin sevilen dizisi 'Öyle Bir Geçer Zaman ki', yaz tatilinin ardından dün akşam tekrar seyirciyle buluştu. Sezon finalinde Ali Kaptan, Balıkçı'yı vurmuş ardından Cemile'yi
Ay ay, ay, ay, ay, ay canlar Aşk ile Allah Allah! Vur defe vur zile yallah Cihan da Deeperise - "Uzun Uzun" (Uzun uzun) (Uzun uzun) (Azın özün) (Sızın) (Uzun uzun) (Tartıp azın özün) Çıkmaz aklımdan gözlerin Saplanır ok gibi o sözlerin Bilir misin ardından çok gülmedim Belki de sen beni pek sevmedin Belki
xusFeQW. Gebze'de 11 Haziran 2006'da sabah saatlerinde Engin Çınar ve İsmail Aşkın Dalkılıç, kendilerine sivil polis süsü vererek, trafikte durdurdukları sürücüleri ceza yazma bahanesiyle rahatsız etti. Olay yerinden geçen bir araca ceza kesmek için yanaşan Çınar ve Dalkılıç, arabanın sivil polis aracı, araçtaki iki kişinin sivil polis olduğunu öğrendi. Bunun üzerine Engin Çınar, üzerinde bulunan ruhsat süresi geçmiş tabancayı çekti. Polis memurlarına gelmeyin diye ateş eden Çınar, İstanbul istikametine doğru kaçtı ve elindeki tabancayı fırlattı. Polisçilik oynayan ikili, başka bir polis ekibi tarafından yakalandı. Yürütülen soruşturma sonucu Gebze Asliye Ceza Mahkemesi'nde sanıklar hakkında “Kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi, Görevi yaptırmamak için direnme ve kanuna aykırı ateşli silah bulundurmak” suçlarından 2 yıldan 9 yıl 6'şar aya kadar hapis istemiyle dava açıldı. Mahkeme, her iki sanığın adresinin Kartal olması nedeniyle, Kartal Asliye Ceza Mahkemesi'ne yazı yazarak, sanıkların ifadelerinin talimatla alınmasını istedi. Mahkemenin gönderdiği tebligatlar imzalandı ve sanıklar ifade vermek üzere Kartal Asliye Ceza Mahkemesi'ne gitti. KENDİSİ CEZA ALMASIN DİYE KUZENİNİN YERİNE BAŞKASINI DURUŞMAYA GÖTÜRDÜ Ancak Almanya'da yaşayan ve en son duruşma tarihinden 9 ay önce Türkiye'den çıkış yaptığı ve yargılama süresinde de yurda hiçbir giriş yapmadığı tespit edilen Engin Çınar'ın yerine bir başkası ifade verdi. İddiaya göre İsmail Aşkın Dalkılıç, ceza almamak için kuzeni Engin Çınar'ın yerine mahkemeye bir başkasını götürerek Engin Çınar'mış gibi ifade vermesini sağladı. Üstelik Çınar'ın yerine ifade veren şahıs, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınıceza verilmesi halinde ertelenmesi istemedi. AŞKIN DALKILIÇ'A BERAAT, ÇINAR'A HAPİS Yapılan yargılama sonucunda sanık İsmail Aşkın Dalkılıç tüm suçlardan beraat ederken, sanık Engin Çınar yasaklanmış silah taşımak suçundan 1 sene 6 ay, görevli polis memurlarına direnmek suçundan 13 ay 15 gün olmak üzere toplamda 2 yıl 7 ay 15 gün hapse çarptırıldı. TEBLİGAT İMZASI DA SAHTE Almanya'da yaşayan Engin Çınar, hapis cezasına çarptırıldığı haberi üzerine şoka uğradı. Hiçbir duruşmaya girmeyen, gözaltına alındığı emniyet dışından hiçbir yerde ifade vermeyen, hatta hakkında dava açıldığından bile haberi olmayan Engin Çınar, hiç tanımadığı birinin kendisinin yerine geçerek ifade verdiğini öğrendi. Engin Çınar'ın annesi Mahmure Çınar, İsmail Aşkın Dalkılıç hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunarak, mahkeme tebligatı gönderilen adreste hiç oturmadıklarını ve tebligattaki imzanın kendisine ait olmadığını öne sürdü. YARGILAMANIN YENİLENMESİ İÇİN MAHKEMEYE BAŞVURDU Engin Çınar, İstanbul Barosu avukatlarından Ozan Kayahan aracılığıyla Gebze 2'inci Asliye Ceza Mahkemesi'ne başvurarak, infazın durdurulmasını ve yargılamanın yenilenmesini istedi. Avukat Kayahan, Berlin Konsolosluğu'ndan edinilen, Engin Çınar'ın yurda giriş çıkış kayıtlarını da delil olarak sundu. Yeniden yargılama talebinde, İsmail Aşkın Dalkılıç'ın kendisini beraat ettirmek ve suçu Engin Çınar'ın üzerine yıkmak için mahkemede Engin Çınar yerine birini dinlettiği iddia edildi. Dava açıldığından haberi olmayan ve hiçbir duruşmada kendisini savunamayan Çınar hakkındaki yargılamanın yenilenmesi istendi. Mahkemenin, ilerleyen haftalarda talebi olumlu veya olumsuz değerlendirmesi bekleniyor. Başak Akbulut
Ona öyle kötü bir ceza ver ki Zalimlere ibret olsun yarabbi Suçunu yüzüne öyle haykır ki Bütün cümle alem duysun yarabbi Öğrensin suçunun kötülüğünü Farketsin ne kadar küçüldüğünü Anlasın Tanrı'nın büyüklüğünü Adalet yerini bulsun yarabbi Suçuna yakışır bir ceza olsun Görenler ibretle baksın yarabbi Şarkı olup dilden dile dolaşsın Duyanlar şaşırıp kalsın yarabbi Öğrensin suçunun kötülüğünü Farketsin ne kadar küçüldüğünü Anlasın Tanrı'nın büyüklüğünü Adalet yerini bulsun yarabbi Bu şarkı sözü 4627 kere okundu.
Kur’an bizlere indirilmiş bir yaşam kaynağıdır, rehberdir. Bu kaynaktan doğru istifade etmek isteyen, onun özünde yatan öğretiyi, mantığı ve hayata bakışını, önce anlamak adına çaba harcamalıdır. Bunu yaparken de, yine bizzat Kur’an dan istifade etmelidir. Bunu yapmıyor da, birilerinin etkisinde Kur’an ı anlamaya çalışıyorsak, asla doğru yol üzerinde olduğumuzdan emin olamayız. Şimdi sizlere bir ayet hatırlatmak, daha sonrada bu ayet üzerinde sizleri çok hassas, dikkatle hiçbir etki altında kalmadan, Kur’an bütünlüğünde, düşünmeye davet etmek istiyorum. Çünkü bu ayete ve içinde geçen bir kelimeye, öyle anlamlar veriyoruz ki günümüzde, Kur’an ın özüne, öğretisine, Allah ın adalet anlayışına tamamen ters düşüyor. Maide 38 Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir. Aynı ayeti, farklı meallerden de örnek verelim. Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ders olmak üzere güçlerini kesiniz. Allah, izzet ve hikmet sahibidir. Hırsız erkek ve hırsız kadının, çalıp kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan, 'tekrarı önleyen bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Gerçekten Allah bu ayette hırsızlık yapan kadın, erkek bizzat ellerini kesin diyor olabilir mi? Yoksa ellerini kesin derken, Yaradan başka bir şeyden bahsediyor olmasın. Kur’an da geçen bazı deyimler vardır, ayaklarını kaydırdı, ayaklarımızı yere sağlam bastır, adaleti dimdik ayakta tutmak, kökünü kesmek, sağır kesilmek, kulak kesilmek, ardını arkasını kesmek, kökleri kesilmek, simsiyah kesilmek, ümidi kesmek. Kur’an bu yöntemi çok kullanır, dikkatimizi çekmek isteği konularda. Üzerinde düşünerek, Kur’an bütünlüğünde verdiği örnekler yoluyla, ayetleri anlamamızı sağlar. İşte imtihanımızın en zor kısmı da bu olsa gerek. Gelelim ayete. Bu ayette yazıldığı gibi, hırsızlık yapanların, kadın erkek ayrımı yapmadan ellerini fiziksel anlamda, kesin diyor olabilir mi Allah? Eğer bu anlamda söylüyorsa, bizlere detaylı bilgi vermesi gerekmez mi? Hiç uyarı yapılmadan, tövbe etmesine zaman tanımadan, pişman olmasına zemin hazırlamadan, hırsızlığın nedenleri araştırılıp, böyle bir ortamı ortadan kaldırmak adına hiçbir çaba harcanmadan, hırsızlıkta yakaladığınız kişilerin ellerini hemen kesin diyor olabilir mi? Geri dönüşü olmayan bir ceza, vermiş olabilir mi Rabbimiz? Ayete dikkat ederseniz, tekrarını önleyecek bir cezadan bahsediliyor. Yani ona öyle bir ceza verin, bundan sonra onu hırsızlıktan vazgeçirin ki, bir daha böyle bir suç işlemesin diyor. Bu ceza elin kesilmesidir dersek, işin kolayına, basitine kaçmış, ayrıca ayeti de hiç anlamamış oluruz. Kur’an öğretisine de bu düşünce ters düşer. Ayete dikkat ederseniz çoğul anlamda, yani her iki elden bahsediyor. Bu sözler üzerinde de, dikkatle düşünmemiz gerekmiyor mu? Eğer Allah hırsızlık yapanın gerçek anlamda elinin kesilmesini isteseydi, detay vererek şu şartlar oluştuğunda bir elini, bu şartlar olduğunda iki elini kesin diye, açıklama yapmaz mıydı rehberinde? Bu düşünce Kur’an adaleti ile Kur’an ın anlatım, açıklama, hüküm verme şekline uyuyor mu? Bahse konu ayetin devamına bakalım, acaba Allah hırsızlıktan vazgeçip, tövbe edenler için nasıl bir açıklama getirmiş? Maide 39 Kim bu haksız davranışından sonra tövbe eder ve durumunu düzeltirse, şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. Hırsızlık yapan bir insanın ellerini, ona mühlet vermeden, zaman tanımadan kestik. Bu insanda yaptığı bu yanlışı anladı, farkına vardı, Allah a tövbe edip vazgeçti. Allah bile, ben tövbesini kabul ederim, durumunu düzeltirse diyor. Bu durumda bu insanın tövbe etmesi, ellerini geri getire bilir mi? Bakın bu ayet ile bir önceki ayeti karşılaştırdığımızda, Maide 38. ayette geçen, ellerinin kesilmesi sözünden, bizzat ellerinin bıçakla kesilmesini anlarsak, devamındaki ayetle bütünlük arz etmiyor. Demek ki ellerinin kesilmesi bir deyim, burada farklı bir şey anlatılıyor. Gelin onu daha iyi anlamaya, netleştirmeye çalışalım, Rabbimizin izniyle. Şimdi Kur’an bütünlüğünde düşünmeye devam edelim. Sizlere sormak isterim, Kur’anı anlayarak okuyan bir insan isek ve bu bilgiyi Kur’an süzgecinden geçirdiğimizde, şöyle bir soru sorsak kendimize ve desek ki; Zina yapmak mı daha büyük bir suç Allah katında, yoksa hırsızlık yapmak mı? Elbette bunun ayrımını yapmak bizlere düşmez, ikisi de toplum suçudur. Bize düşen aklımızı ve mantığımızı Kur’an ışığında, bütünlüğünde kullanmak olmalıdır. Hatırlayalım Nur suresi 2. ayetinde Allah ne diyordu? Nur suresi 2 Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahi ret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dininde hükümlerini uygularken onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun. Dikkat ediniz tıpkı, Maide suresi 38. ayette olduğu gibi, hem kadından hem de erkekten bahsediyor. Yani hırsızlık yapan ya da zina yapan erkek ve kadın diye başlıyor her iki ayet. Sizce hırsızlık yapan için ellerini kesin, zina yapanlar için ise, yüz kırbaç vurun hükmü arasında çok büyük bir fark görülmüyor mu? İki suç içinde, Allah eğer vazgeçerler ve bağışlanma dilerlerse onları affedeceğini söylüyor bizlere. Bu durumda zina yapan, yanlışını anlayıp, bir daha bu suçu işlemediğinde, kaybı belki vücudunda biraz acı, geçecek olan yara izleri, üzüntüsü olacaktır. Ya hırsızlık yapanın tövbe edip, bu yanlıştan vazgeçmesi halindeki, durumu ne olacak dersiniz? Böyle bir adaleti, nasıl olurda Rabbimize isnat ederiz. Eller gitti, geride gelmesi mümkün değil. Dikkat ediniz Nur suresi 2. ayetinde kırbaçlanma konusunda sakın onlara acımanız tutmasın diyordu. Ayrıca ibret olsun diye bir toplumun huzurunda yapılmasını istiyordu. Eğer hırsızlık yapanın ellerini kesin sözünden, bizzat kesmeyi kast etseydi, aynı ikazı da özellikle yapmaz mıydı Rabbimiz bizlere? Hem ellerinin kesilmesine acımayın, hem de toplumun göreceği yerde yapında ibret olsun demez miydi? Ellerinin kesilmesi mi daha çok acınacak bir durum, yoksa bir insanın kırbaçlanması mı, ne dersiniz? Şimdide aşağıdaki ayeti anlamaya çalışalım. Mümtehine 12 Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Yukarıdaki ayete bakalım. İman eden kadınların, peygamberimize gelerek bir söz vermelerini, bir anlaşma yapmalarından bahsediyor. Ayete dikkat ediniz lütfen. Bu kadınların hırsızlık ve fuhuş yapmaktan uzak kalmaları konusunda sözleşmelerini, kabul et ve onlar için Allahtan bağışlanma dile diyor. Şimdide bu ayette geçen, şu cümle üzerinde lütfen sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. elleriyle ayakları arasında, bir iftira uydurup getirmemek.. Bakın, başka bir deyim, benzetme. Elleri ve ayakları arasında iftira atmak. İşte Kur’a nın anlatım şekli. Doğru olmayan bir konuda, kendi nefislerinde, kendilerince uydurup, iftira atmak, yalan söylemek, dedi kodu yapmak. Anlamaya çalıştığımız ayette geçen, hırsızlık yapanın ellerini kesin sözleri de, böyle bir deyim den başka ne olabilir? Eğer gerçekten, ellerinin kesilmesi emredilmiş olsaydı, bu konuda çok açık bir izah yapılmış olması gerekirdi. Örneğin el kesilme cezası, nelerin çalındığında uygulanmalıdır. Hiçbir ayrım yapmadan mı kesilecektir. Tek elimi, çift elimi. Çünkü Allah ayetleri konusunda nasıl bir açıklama yapıyordu Kur’an da? Biz Kur’an da her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdik ki, anlayasınız diyordu. Detaylı açıklamalar yaptığını söylüyordu. Bu durumda eğer Allah, hırsızlık yapanın ellerinin kesilmesini isteseydi, bu konuda detaylı bilgi kesinlikle verirdi. Şimdi de sizlere günümüze kadar gelen, bu konu ile ilgili rivayetlerden örnekler vermek istiyorum. Bizlere ulaşan rivayet bilgilere göre, Hz. Ömer in yaşadığı halkın kıtlık yıllarında, bu ayetin hükmünü askıya aldığı anlatılır. Bu emir, yani hırsızlık yapanın ellerinin kesilmesi emri, adaletli bir yaşamın hükmü oluştuğunda geçerlidir diye de açıklık getirilir toplum genelinde. Hemen soralım kendimize, madem Allah el kesme emrini verdi, neden bu konuda bir açıklama, detay yok Kur’an da? Bu söylenilenleri neden Kur’an da göremiyoruz da, rivayetlerden öğreniyoruz? Bunu düşünen yok mu? Konumuzla ilgili, bazı rivayet hadislerden örnekleri görelim. 6759 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor "Humusa ait kölelerden biri humus malından çalmıştı. Bu hâdise Resulullah'a haber verildi. Hırsızın elini kesmedi. "Hepsi de Allah Teâla hazretlerinin malıdır, bazısı bazısını çalmıştır" buyurdular." 1604 - Ebû Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor "Resûllah aleyhissalâtu vesselâm "Köle hırsızlık yaparsa, onu bir mangıra da olsa satın gitsin"' buyurdular." Ebû Dâvud, Hudud 22, 4412; Nesâî, Sârik 16, 8,91. 6760 - Abdurrahman İbnu Avf anlatıyor "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki "Muhtelis yankesici kimseye el kesme cezası verilmez." 6761 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki "Ne meyve sebebiyle ne de keser denen hurma göbeği hırsızlığı sebebiyle el kesilmez." 1596 - Hz. Aişe radıyallâhu anhâ anlatıyor "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında, hırsızın eli, bir deri kalkanın değerinden daha düşük bir eşya için kesilmezdi. Kalkan, türs veya hacefe diye iki çeşitti, ikisinin de belli bir değeri vardı." Buhârî, Hudud 13; Müslim, Hudud 5, 1684; Muvatta, Hudud 24, 2, 832; Tirmizî, Hudud 16, 1445; Ebü Dâvud, Hudud 11, 4383; Nesâî, Sârik 9, 8, 77–81. 1597 - İbnu Ömer radıyallâhu anhümâ anlatıyor "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm üç dirhem kıymetindeki bir kalkanı çalan hırsızın elini kesti." Buhârî, Hudud 13, Müslim, Hudud 6, 1684; Muvatta, Hudud 24, 2, 832; Tirmizî, Hudud 16, 1445; Ebü Dâvud, Hudud 11, 4484; Nesâî, Sârik 9, 8,77–82. Sizlere bazı rivayet hadisleri naklettim. Önce hepsinin rivayet olduğunu unutmayalım. Lütfen bu bilgiler üzerinde düşününüz. Sizler bu örneklerden ne anladınız? Eğer hırsızlık yapanın, elinin kesilmesi gerçek anlamda emrediliyor olsaydı, köle özgür ayrımı yapılmazdı. Yapılıyor olsaydı, tıpkı fuhuş yapan kölenin cezası, özgür olana verilenin yarısı verilmelidir diyerek, Kur’an da ayrım yapılır belirtilirdi. Rivayet hadiste, yankesiciye el kesme cezası verilmez diyor. Peki, kime verilir? Bazı yiyecekler sayılıyor, bunları çalana da el kesme cezası verilmez diyor. Düşünebiliyor musunuz üç dirhem değerinde bir malı çalanın elinin kesildiği örneği veriliyor. Bunlar doğru olabilir mi sizce? Bu ceza, Allah ın bizlere vermeye çalıştığı, adalet anlayışına uyuyor mu? Allah Kur’an da bizlere verdiği öğretisinde, kısas yapmanız gerektiğinde, size yapılan miktarla cevap verin der. Yani duygularımıza yenik düşmeden, haddi aşmamızı engeller. Sizce Rabbin bu öğretisini almış bir insan, kendisinden hırsızlık yapan bir kişiye karşı, geri dönüşü olmayan elinin kesilmesi cezasını istemesi, Kur’an ın öğretisine uyar mı? Siz böyle yapılmasından, huzur ve mutluluk duyar mısınız? Hiç sanmıyorum. Bizlerin yapacağı ve Kur’an ın istediği, bu hırsızlığın sebebini araştırmak ve şu sözlerime dikkat ediniz lütfen. bu hırsızın bir daha hırsızlık yapmaması için, BU İŞTEN ELİNİ, ETEĞİNİ KESMEK ADINA, NE GEREKİRSE YAPMALIYIZ. Bakın sizlere yine bir rivayet hadis nakletmek istiyorum. Bu hadislerin tamamını, Kütübü sitte de bulabilirsiniz. 1610 - Şâ'bî rahimehullah anlatıyor "İki kişi, üçüncü bir şahsın hırsızlık yaptığına dair şahitlikte bulundular. Bunun üzerine Hz. Ali radıyallâhu anh adamın kolunu kesti. Bu iki kişi gidip bir müddet sonra diğer bir adamı getirip "Biz hata etmişiz, hırsızlığı yapan o değilmiş bu imiş" dediler. Hz. Ali radıyallâhu anh bunların şahidliğini iptal ederek getirdikleri bu şahıs aleyhinde kabul etmedi. Ayrıca onlara, önceki adamın diyetini yükledi ve "Bilsem ki siz bu işi bilerek yaptınız, kollarınızı keserdim" dedi". Değerli din kardeşlerim, bakın gördünüz mü olayın önemini. Suçsuz yere el gitti, geri gelmesi de mümkün değil. Allah ın adaletinde, asla bu tür hatalar olmaz. Kur’an öyle bir düzen kurulmasını sağlamaya çalışır ki, insan hatalarını en aza indirir ve bunun içinde bir hüküm verdiğinde, detaylı açıklama yapar. Yine bu konuda çok dikkat çekici bir rivayet nakletmek istiyorum. 1609 - Cünâde İbnu Ümeyye'den rivayete göre, Büsr İbnu Ertât radıyallâhu anh demiştir ki "Resûlullah aleyissalâtu vesselâm'ı dinledim "Seferde eller kesilmez" diyordu." Tirmizî deki rivâyette "gazvede. . ." denmiştir. Tirmizî, Hudud 20, 1450, Ebû Dâvud, Hudud 18, 4408; Nesâî, Sârik 16,8,91. Lütfen yukarıdaki rivayet üzerinde düşünelim. Bir toplum suçu olan hırsızlık, eğer seferberlikte, ya da savaşta işlenmiş ise, suçun cezası artar. Fakat dikkat ederseniz yukarıdaki rivayette, tam tersi söyleniyor. Hırsızlık suçuna meyilli olanlar, toplumun böyle zor bir anından, daha çok istifade etmeye çalışmazlar mı? Hatırlayınız depremde, kargaşa zamanlarında, toplumsal terör anlarında, savaşta yağmalar ve hırsızlık daha çok olmuyor mu? Bu durumdayken verilen cezalar, kat kat artırılmıyor mu? Elbette bizlere düşen ayetleri, rivayetlere göre değil, Kur’an a göre anlamaya çalışmak olmalıdır. Bizler bu konuda, Kur’an dan bilgilenmeye devam edelim. Allah verdiği hükümler konusunda, bakın nasıl net açıklamalar yapıyor. Örneğin peygamberimize savaş açarak, bozgunculuk çıkaranlara neler yapılacağı konusunda, nasılda çok net açıklama yapıyor. Maide 33 Allah'a ve Resulü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahi rette onlar için büyük bir azab vardır. Yukarıdaki ayet, Allah resulüne karşı savaş açanların durumu ile ilgili, ne kadar detaya giriyor. Bir kısmı ölümü hak etmiştir, öldürülür diyor. İbret olsun diye ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesin diyor. Ya da yine durumlarına göre sürgün edilebileceği açıklamasını yapıyor. Bakın her detay var konu ile ilgili. Bu ayeti okuyan bir insan başka sorular soruyor mu? Çünkü birçok şartlarda insan var, peygamberimize karşı savaşa giren. Her türlü alternatif sunulmuş. Peki, hırsızlık yapanın, kadın erkek ellerini kesin diye anlarsak, birçok soru aklımıza gelmiyor mu? Bakın Allah bizlere, rehber olsun diye gönderdiği kitap için ne diyor. Kamer 17 Andolsun biz, Kuran'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? Kamer 22 Yemin olsun ki, biz, Kuran'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var? Acaba Allah ın birçok kez yemin ederek, öğüt almak için kolaylaştırdığı kitapta, zina yapana yüz kırbaç vurun derken, hiç ayrım yapmadan, hangi konularda nasıl davranılacağı konusunda açıklama dahi getirmeden, onlara bir şans dahi vermeden, hırsızlık yapanın ellerini kesin der mi? Kur’an geçmişte yaşanan olayları, bizlerin ayetleri daha iyi anlaması için örnek vermiştir. Sizlere bu konu ile ilgili, çok dikkat çekici bir örnek vermek istiyorum. Kur’an dan, Hz. Yusuf ve kardeşlerinin kıssasını hatırlayınız lütfen. Kardeşinin yükü içine, onlara bir ders vermek için, kralın değerli su tasını koyduğu ve bu kafileyi hırsızlıkla suçlamasından sonra, kardeşine verilen cezayı hatırlayınız. Bakın Allah Bu örnekleri, bizlere boşuna vermiyor. Eğer hırsızlığın karşılığı ellerin kesilmesi olsaydı, bu örnekten çok açık anlaşılırdı. Burada Hz. Yusuf özellikle kardeşinin çuvalına, kendisinin koyduğu ve bunu neden gösterip, onun özgürlüğüne bedel istemesi, yani onu alıkoyarak göndermemesi, bir başka şekliyle, hiçbir yere gidemeyerek, ellerinin kollarının bağlanması anlatılıyor. Hatta Kur’an deyimiyle ellerinin kesilmesi, istediklerini yapamaz hale getirmesi, özgürlüğünün kısıtlanması, sizce çok açık anlatılmıyor mu? Hz. Yusuf kıssasından, sanırım alacağımız büyük ders var bu konuda. Yusuf suresi 74. 75. ayette heybesinde kralın tası çıkıp, hırsızlık ile suçlananlar, bakın bu suçun cezası nedir diye soruyor ve ne cevap alıyorlar. İki mealden verelim ki daha iyi anlaşılsın. Sordular "Eğer yalan söylüyorsanız, hırsızlığı yapanın cezası nedir? "Cezası şu Çalınan mal kimin yükünde çıkarsa, yükün sahibi çalınan mala karşılık olacaktır. Biz zalimleri böyle cezalandırıyoruz. [Mısırlılar “Peki, eğer yalan söylüyorsanız, bu [yaptığınızın] cezası nedir?” dediler. “Bunun cezası” diye cevap verdi [Yakub'un oğulları], “[kupa] kimin denkleri arasından çıkarsa [yaptığının] cezası olarak tutsak edilir! [Bu suçu işleyen] zalimleri biz işte böyle cezalandırırız”. Peki, bu sözler ne anlama geliyor? Hırsızlık yapan, çaldığı malın sahibine, kendisinin özgürlüğünü emanet edecek ve adeta elleri kesilmiş bir insanın durumu gibi, karşılık veremez halde itaat edecektir. Kur’an da bu ayetlerin devamına baktığımızda, hırsızlık yapanın alıkonacağını, yani tutuklanacağından bahsediliyor. Bir insanın elleri, onun her şeyidir. En değerli varlığıdır. Her şeyi onunla yapar. Dikkat edin ayette tek eli demiyor, ellerini diyerek çoğul kullanıyor. Çünkü her iki el, bir insanın can damarıdır, iyi ya da kötü her şeyi onunla yapar. Bir insanı yaptıklarından dolayı durdurmak istiyorsanız ellerini bağlayın, onun özgürlüğünü kısıtlayın yeter. İşte ayette de bu anlatılıyor, hırsızlık yapanın ellerinin kesilmesi, yani ona bir daha hırsızlık yapamaması adına engel olunmasından bahsediyor. Buradaki ellerin kesilmesi de, ancak Kur’an da geçen birçok ayette de olduğu gibi, dikkat çekici bir yöntemle anlatılmıştır. Ayette özellikle, ellerini diyerek çoğul kullanması, aslında asıl amaca dikkat çekmek içindir. Allah Nahl suresi 126. ayetinde bizlere bir öğüt verir ve derki. Nahl 126 Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Diyelim bir kişi, bizim bir miktar paramızı çaldı. Sizce Allah bu durum da, yukarıdaki ayet doğrultusunda düşündüğümüzde, bu çalan kişinin elinin kesilmesini istediğini söylüyor diyebilir miyiz? Yoksa bu hırsızlığa, denk bir cezamı verin diyor? Onun özgürlüğünün kısıtlanması, yani hapsedilmesi, ya da hırsızın konumuna göre, çaldığı malın ya da paranın iadesi ve belli bir zaman eğitimden geçirip, topluma hazırlamak gibi. Bir başka şekliyle düşünürsek, çaldığı malın karşılığı kadar, ayrıca ceza olarak, hizmette bulunması diyebiliriz. Bakın düşündükçe, ne kadar mantıklı, caydırıcı cezalar geliyor akla. Hiç birimizin aklından, ellerini kesin bunun diye geçmez, bunu da istemeyiz zaten. Eğer bizim aklımıza gelmiyorsa, bunu Allah da emretmez. Bunu unutmayalım. Allah yemin ederek, kolaylaştırılmış din gönderdim diyorsa bizlere, hırsızlığın cezası sizce ellerinin kesilmesi olabilir mi? Sizlere şöyle bir örnek versem ve desem ki; Şu adamdan hiç hoşlanmıyorum, buraya gelmesini de hiç istemiyorum. Bu adamın buradan, elini ayağını kesin. Ya da elini eteğini kesin desem, siz ne anlarsınız bu sözümden? Yorum sizlerin. Bu yazdıklarım, benim Kur’an dan anladıklarımdır, yalnız beni bağlar. Sizlere düşen Kur’anı birçok kez anlayarak okuyup, Rahmanın önerdiği gibi, ayetler arasında bağ kurup, üzerinde düşünüp, akıl yürütüp, Rabbin adaletini de göz ardı etmeden, onu anlamaya çalışmak olmalıdır. İmtihanımızın da özü, bu değil mi zaten. Dilerim Rabbimden, doğru düşünen, doğru muhakeme edebilen, hakka batıl karıştırmayan, Rabbin halis kullarından oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK Konuyla ilgili detaylı teknik bilgiyi, aşağıdaki linkten bulabilirsiniz.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşma salonuna, emekli Jandarma Albay Arif Doğan, oksijen tüpüne bağlı olarak tekerlekli sandalyede 2 koruması eşliğinde geldi. Mütalaaya ilişkin savunmasını yapan Doğan, duruşmaya savunma yapmak için gelmediğini belirterek, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini söyledi. Doğan, "Ergenekon"u bilmediğini ifade ederek, yüksek sesle "CIA'yı, KGB'yi, FBI'yı bilirim. Ergenekon'u tanımıyorum. Ergenekon iddianamesini okuma luzumu bile hissetmedim. 21 sene Cudi Dağı'nda, Gabar Dağı'nda çarpıştım. Benim cezam bu mu? Vatanı sevmem mi? PKK'lı olmamam mı?" diye konuştu. Bunun üzerine, Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özsese "Sinirlenmeyin Arif Bey, sağlığınızı bozulacak" dedi. Savunma sırasında güneş gözlüklerini çıkaran Doğan "Gözüm de kör oldu. Bacaklarım tutmuyor, benden ne istiyorsunuz? Ben vatanımı, sancağımı seviyorum. Beni kimse bundan caydıramaz. En son 3 mermi yedim. 21 yıl eşime kocalık edemedim, kızıma babalık edemedim. Beni burada yargılamakla zaten öldürdünüz" ifadelerini kullandı. Başkan Özese, bunun üzerine "Daha verilmiş bir karar yok" diye konuştu. Savunmasına devam eden Doğan'ın, "Bana Ergenekoncu dediler. Bilmediğim şeyleri bana layık gördüler. Ben JİTEM'ciyim, JİTEM'i kurdum. 21 yıl dağlarda çarpıştım. Ben öğretmenlere 10 bin kaleşnikof dağıttım. Biri unutulmuş. Bununla beni silah kaçakçılığıyla suçluyorlar. Bana ne layık görüyorsanız 2-3 misli ceza verin. Elinizi ayağınızı öpeyim asın beni" diye bağırması üzerine Başkan Özese, "Öyle bir yetkimiz yok. Bağırmayın, hakkınızdaki iddialara cevap verin" şeklinde uyarıda bulundu. Doğan, savunma yapmadığını, mahkemenin vereceği her türlü cezaya razı olacağını dile getirerek, şunları kaydetti "Bana Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği cezadan daha fazla ceza verin. Galiba o mahkeme bana 500 seneden fazla hapis cezası vermiş. Uzatmak istemiyorum. Uzattığım zaman buradaki diğer arkadaşların zamanını çalmış oluyorum. Hırsızlık yapıyorum. Devlet benim ömrümü nasıl çaldıysa ben de buradakilerin vaktini çalıyorum. Suçlu değilim. Mahkeme istediğini takdir edebilir. Beni asın." Başkan Özese Doğan'ın bu sözlerine karşılık, "Öyle bir ceza yok" dedi. İ Mütalaaya ilişkin beyanlarının alınmasından sonra Doğan, korumalarının yardımıyla duruşma salonundan ayrıldı. "Ergenekon'u bilmiyorum" Duruşma çıkışında basın mensuplarına açıklama yapan Doğan, savunma yapmaya gelmediğini belirterek, suçlu olmadığını, suçluların savunma yaptığını, avukatının bile olmadığını söyledi. Doğan, "İsterlerse bana 52 sene, 102 sene versinler. Ayaklarım, belim çalışmıyor, Ağzımda dişim yok. Sizleri şuan göremiyorum. Neyin savunmasını yapayım. Ben Ergenekon'u bilmiyorum" diye konuştu. "Eski Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral İlker Başbuğ'un tutuklu olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna karşılık Doğan, şunları kaydetti "Ben ona hiç yorum yapmadım. Yani bir değerlendirmeye de almadım. Haklı veya haksızlıktı, düşünmüyorum. Ancak haklı olan asker elini masaya vurur. Benim gibi yapar. Yapsınlar. Ben savunma yapmadım. Ben suçlu değilim ki savunma yapayım." Duruşma, diğer tutuksuz sanıkların esas hakkındaki savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.
Yanlış parka öyle bir ceza kesti ki... Yetkililer tüm uyarılara rağmen yanlış park sürücülere öyle bir ceza kesmeye başladı ki.. Rusya'nın Novokuznetsk şehrinde yanlış park eden sürücülere ağır ceza.. Görevliler yanlış park eden şoförlere pişman olacağı bir ceza kesiyor. İşte hatalı parkın bedeli.. Yanlış park eden şoföre itfaicilerin kestiği ceza sosyal medyada en çok paylaşılan kareler arasında yer aldı. Amerika'nın neresinde çekildiği belli olmayan fotoğraflarda yangın musluğunun önüne park etmiş bir araç görülüyor. Yangına müdahele etmek isteyen itfaiyeciler şoföre unutulmaz bir ceza kesiyor. Daha önce de Litvanya'nın başkenti Vilnius'ta Belediye Başkanı Arturas Zuokas, araçlarını yanlış yere park eden şoförlere "ders vermek" için bisiklet yoluna çeken bir Mercedes'in üzerinden tankla geçmişti. Zuokas'ın, Vilniuslulardan Belediye Başkanlığı'na yüzlerce şikayet mektubu gelmesinden sonra kurallara uymayan şoförlere gözdağı vermek için böyle bir yönteme başvurduğu belirtildi. İngiltere'de park halindeki 1 milyon sterlinlik lüks Bugatti marka otomobil, ilgi odağı oldu. Dünyanın en pahalı arabası Bugatti Veyron sahibi bir adam, arabasını yenlış yere park edince ceza yedi. Trafik görevlisi 1 milyon sterlinlik fiyatıyla dudak uçuklatan araca, 60 sterlin'lik cezayı kesti. Pistonheads isimli web sitesi, lüks otomobil sahiplerini utandıracak bir çalışmaya imza attı. Siteye gönderilen 6 binden fazla fotoğrafta Lamborghini?den Rolls Royce?a, Ferrari?den Porsche?ye kadar çok sayıda lüks otomobilin yaptığı park hatalarını gösteren görüntü yer alıyor. Lüks araç sahiplerinin özellikle de engelli park bölgelerine iki otomobil yeri kaplayacak şekilde park etmesi dikkat çekiyor. İnternet sitesi yöneticileri 'bad parking' hatalı park ismini verdikleri kategoriye gönderilen yüzlerce fotoğrafa dikkat çekerek lüks araç tutkunlarını utandırmayı amaçladıklarını söylüyor. Multi milyonerler lüks arabalarını sokağa park edip gidiyor. Yaklaşık milyon sterlinlik milyon YTL bu arabalar zaman zaman yanlış park cazası alıyor. Bu ilginç anlar sokaktan geçen vatandaşlar tarafından kayıt altına alınıyor.
ona öyle bir ceza ver ki