Türkiye’nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınmasını sağlayan ve 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın 99’uncu yılı kutlu olsun. A+ A-. Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması; Kurtuluş Savaşı’nı bitiren, yeni kurulan cumhuriyetin kayıtsız ve şartsız olarak 2days agoBaşkan Soyer, “Lozan mağlubun mağlup olduğunun resmen beyanıdır” dedi. Başkan Soyer, “Yaklaşık bir asır önce imzalanan Lozan Antlaşması, diğer pek çok ülkenin kuruluşuyla ilgili anlaşmalara benzemez. Bu anlaşmanın ilkeleri ve cümleleri yeryüzünün en önemli halk direnişlerinden biri sonucunda yazılmıştır. lozan sona erince sevr'i mi devreye alacaklar? heyecanla beklediğimiz gün. çok gizli bilgilere göre 24 temmuz 2023 itibarıyla; dolar 1 lira 10 kuruş, benzin 80 kuruş, ekmek 10 kuruş, pudra şekeri 50 kuruş olacakmış. çok gizli bilgi arkadaşlar. yalnız bunların gerçekleşmesi için önümüzdeki seçimde yerli ve milli olmayan Bütün olumsuz şartlara rağmen verilen Milli Mücadele’nin ardından kurulan yeni Türk devletinin imzaladığı Lozan Barış Antlaşması, ezilen ulusların özgür ve bağımsız olma iradesini temsil etmekte iken; ömrü dolmuş, bitmiş ve çürümüş bir imparatorluğa dayatılan Sevr Barış Antlaşması, emperyalist devletlerin sömürgeci ve yağmacı anlayışlarını temsil CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Lozan Barış Antlaşması'nın 99. yıl dönümüne ilişkin olarak, "Lozan, ülkemizin tapu senedidir!" mesajını paylaştı. Misak-i Milli’den büyük oranda taviz verdiğimiz Lozan Antlaşması ile Batı Trakya, 12 Adalar, Batum, Hatay, Kuzey Suriye ve Kerkük gibi kritik bölgelerden çekildik. 6xxemV. Bu yazımızda Lozan Barış Antlaşması’nın kazanımlarını Misaki Milli hedefleri ile karşılaştırınız kısaca olarak bilgi aktaracağız. Lozan Barış Konferası 24 Temmuz 1923 yılında Lozan’da gerçekleşen bir konferans olarak Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulacak olan devletin Türk Devleti olarak tanınmasında etkili olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın başarılı bir şekilde kazanılmasında etkili olmuştur. Sömürge altında olan devletlere örnek oluşturmuştur. Birçok açıdan uzun yıllar süren bir antlaşma olarak varlığını sürdürmektedir. Lozan Barış Antlaşması’nda Batum, Batı Trakya, Adalar, Kıbrıs, Hatay, Musul – Kerkük Misaki Milli sınırları dışında bırakılmıştır. Daha sonra Hatay ve boğazların statüsü değiştirilmiştir. Lozan’ın delinmesi bu sayede Mustafa Kemal tarafından sağlanmıştır. Kıbrıs’taki değişiklik de 1974 – 1977 yılları sürecinde gerçekleşmiştir. Misaki Milli son şeklini bugünkü güncel sınırlarla almıştır. Abone Ol Milli Mücadelenin mimarı Mustafa Kemal 1881 doğumluydu. Mücadeleyi yürüten önder kadrodan Kazım Karabekir 1882’de, İsmet İnönü 1884’de, Rauf Orbay 1881’de, Refet Bele 1881’de, Fuat Cebesoy 1882’te doğmuştu. On dokuzuncu yüzyılın bitmesine yirmi yıldan az bir süre vardı ve bu kuşağın mensupları koskoca bir imparatorluğun dağılışına tanıklık ederek büyümüşler, bu dağılma sürecinde asker olmuşlar, cepheden cepheye koşmuşlar, siyasi bilinçlerini de böylesi karanlık ve kasvetli bir atmosferde gelindiğinde, yani Birinci Dünya Savaşı bittiğinde, milyonlarca kilometrekare toprak kaybedilmiş, elde kala kala Anadolu kalmıştı. Avrupa’da “barbar Türkler”i geldikleri yere geri göndermekten, Orta Asya’ya sürmekten söz ediliyordu. Sevr Antlaşması, Osmanlı için başkenti İstanbul olan küçücük bir toprak parçası ve ordusuz, maliyesiz, her türlü egemenlik haklarından yoksun bırakılmış sözde bir devlet Yüzyılın başında Anadolu kapkara bir yoksulluğun içinde çırpınıyordu, uzun yıllar boyu süren savaşlar neticesinde erkek nüfus azalmıştı, 1915 büyük felaketinde korkunç katliamlar yaşanmıştı, sanayileşme zaten hiç olmamıştı, sağda solda üç beş fabrika vardı, onlar da ilkel teknoloji ile çalışıyorlardı, doğru dürüst tarım dahi yapılamıyordu. İşte Milli Mücadele bu “yokluklar tarihi”nin belirleyiciliğinde yapıldı; para, asker, sanayi, tarım, hiçbiri yoktu. Osmanlı, Kemal Tahir’in ünlü romanındaki gibi bir “Yorgun Savaşçı”ydı. Misak-ı Milli, bu karanlığın ortasında açıklanan bir irade beyanıydı ve Milli Mücadele’nin programını teşkil ediyordu. Hayalperestçe değildi, gerçekçi, rasyonel ve tutarlıydı; “Bizimdir” denilen topraklar bugünkü sınırların biraz daha ötesine uzanıyordu ve bu iddia da buralarda yaşayan nüfusun çoğunluğunu Türk ve Müslümanların teşkil etmesi olgusu üzerine Milli savaşın başındaki irade beyanı, Lozan ise savaşın neticesinde ortaya çıkan durumun uluslararası toplum ve uluslararası hukuk açısından tescillenmesi anlamına geliyordu. Misak-ı Milli’de üzerinde hak iddia edilen toprakların hepsi Lozan’da alınamadı; çünkü bu, neticede bir güç meselesiydi. Az önce söylediğim üzere koca bir imparatorluğun yıkımına tanıklık ederek büyüyen ve yokluklar içinde savaş veren kadrolar hakikatin farkındaydılar, durumu kabullendiler, yeni maceralar peşinde koşmadılar, Anadolu coğrafyası üzerinde yeni bir ülkenin inşasına Kemalist tarih yazıcılığının anlattığı gibi “Yedi düvele diz çöktürdüğümüz” bir anlaşma değilse de, fesli meczupların peşinde koşan cahil yeni-Osmanlıcıların iddia ettiği gibi bir “hezimet” asla ve asla değildi. Lozan, Milli Mücadele’nin neticesinde, İngiltere’nin arzusu hilafına olarak, Anadolu’da yeni bir ulus-devletin doğumunun uluslararası kabulüydü ve emperyalizmin bölgeye dair planlarını alt üst etmişti. Yani bugün “derin tarih” etiketli hokkabazların ve takipçilerinin zırvaladıkları gibi ne Mustafa Kemal “İngilizlerin adamı”ydı, ne de Türkiye Cumhuriyeti’ni İngiltere kurdurmuştu. Bir İngiliz gemisiyle ülkeyi terk eden ise bugünün yeni-Osmanlıcı cahillerinin yere göğe sığdıramadığı Vahdettin’ ve yalanın birlikte hüküm sürdüğü yeni Türkiye’de bugün Misak-ı Milli’den “Musul’daki haklarımızın belgesi” olarak söz ediliyor ki, bu düpedüz bir uydurma. Çünkü Misak-ı Milli az önce belirttiğimiz üzere, bir niyet beyanıydı ve diğer taraflar açısından fiili ve hukuki herhangi bir bağlayıcılığı yoktu. Aynı şekilde, yine Musul bağlamında yandaş medyada dile getirilen büyük yalanın aksine, 1926 tarihli Ankara Anlaşması’nın herhangi bir yerinde, “Irak’ta yaşanacak bir istikrarsızlıkta Türkiye’nin Musul ve Kerkük’e müdahale hakkı doğar” gibi bir ibare yer almıyordu. Dolayısıyla bugün ortada Lozan’ı tartışmaya açacak ve üzerine iddia yürütülecek herhangi bir hukuki belge ve zemin bulunmuyor, “Lümpen kitlelerin güç istencini ve emperyal heveslerini manipüle etme” üzerinden işleyen iktidarın hegemonyasının tesisi adına toplum kocaman bir yalana inandırılmak trajikomik olan yanı ise şu Bir devlet, belki de ilk kez, kendisini uluslararası hukuk açısından meşru kılan ve bu anlamda kesinlikle “tapu senedi” niteliği taşıyan bir belgeyi, bizzat kendi yöneticileri aracılığıyla ve o yöneticilerin ikbali adına tartışmaya açıyor. Bu ise bizzat ülkenin varlığının tartışmaya açılması anlamına geliyor ve korkunç bir aymazlığa tekabül ediyor. Bugün “1923’ün psikolojisiyle hareket edemeyiz” diyenler Türkiye’yi 1923’ün öncesinden de daha büyük bir felakete doğru adım adım sürüklüyorlar. Bu gidişata nasıl “Dur” deneceği sorusu ise acil yanıt verilmesi gereken bir soru olarak karşımızda duruyor. Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun TBMM’nin Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra 1924’te milletvekillerine yılbaşı hediyesi olarak dağıttığı Misâk-ı Milli Haritası’nda “Batum, Halep, Rakka, Deyr-i Zor, Süleymaniye, Musul ve Kerkük” Türkiye toprağı olarak gösterilmişti Birinci Dünya Savaşı'nda büyük bir mağlubiyete uğrayan Osmanlı İmparatorluğu, 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması ile teslim oldu ve topraklarımız işgal altına girdi. Bütün olumsuzluklara rağmen tarih boyunca esareti kabul etmeyen Türk milleti Anadolu'da ardı ardına kongreler yaparak Milli Mücadele'nin alt yapısını hazırlamaya başladı. Mustafa Kemal Paşa'nın 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmasıyla Milli Mücadele liderini de bulmuştu. SON MEBUSAN MECLİSİ Sultan Vahdeddin, Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra 21 Aralık 1918'de Meclis'i feshetti. Yapılan seçimlerle oluşan yeni Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920'de ilk toplantısını yaptı. Mustafa Kemal Paşa da Erzurum mebusu olarak üyeydi, ancak fiilen katılmamıştı. Türkiye'nin işgali üzerine direniş başlarken, millî istekler için de bir program hazırlanmaya başlanmıştı. Son Mebusan Meclisi'ne seçilen Kuvâyı Milliye taraftarı mebuslar, İstanbul'a geldikleri zaman Hüseyin Kâzım Kadri Bey'in bir metin hazırladığını gördüler. Bunun üzerine Ahd-i Millî isimli bir komisyon kuruldu ve millî istekler için bir metin hazırlanmaya başlandı. Mustafa Kemal Paşa da sekiz maddeden oluşan bir metni Rauf Bey'e Orbay gönderdi. Komisyonda Wilson prensipleri esas alınarak ateşkes yapıldığı zaman mütareke hattının içinde ve dışında kalan topraklar kaydıyla Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarının bölünmezliği vurgulandı. Osmanlı topraklarında yaşayan milletler kendi geleceklerini kendi oylarıyla belirleyeceklerdi. Mütareke sırasında işgal edilen yerlere de sahip çıkılmaya çalışılıyordu. Sınır konusunda milliyet esas alınmıştı. ÇEKİLECEĞİMİZ SON NOKTA Mebusan Meclisi, 28 Ocak 1920'de yaptığı toplantıda "Ahd-i Millî Beyannâmesi" adı verilen metni kabul etti. Meclis'te yapılan özel bir toplantıda kabul edilen metni 121 mebus imzalamıştı. Metin yayımlanmadan önce dışişleri memurları tarafından incelenmesi ve tercüme edilmesine karar verildi. 17 Şubat 1920'de yapılan toplantıda mesele gündeme geldi. Edirne Mebusu Şeref Bey, konuşmasında bunun bir "misâk-ı millî" olduğunu söyleyerek metni okudu. Misâk-ı Millî oybirliğiyle kabul edilip, Fransızca tercümesi yabancı hükümet ve meclislere gönderildi. Son Osmanlı Mebusan Meclisi "Misâk-ı Milli", Türk Milleti'nin çekilebileceği son noktayı gösteriyor ve 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında yapılan tüm işgalleri reddediyordu. İtilaf devletleri, bu durum üzerine 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal ettiler. Meclis işgal kuvvetlerince kuşatıldı ve bazı milletvekilleri tutuklandı. Mebusan Meclisi, bu gelişmeler üzerine "mebusluk vazifesinin yapılması için uygun bir ortam oluşuncaya kadar" çalışmalarına ara verdi. Sultan Vahdeddin de 11 Nisan 1920'de Son Osmanlı Mebusan Meclisi'ni tatil etti. YILBAŞI HEDİYESİ Bu gelişmeler üzerine Meclis Ankara'da toplanıp, Millî Mücadele'yi verdi. Milli Mücadele sonunda Misâk-ı Millî sınırları içerisindeki bütün topraklar kurtarılamamıştı. Ancak bu bir hedef olarak kaldı. Türkiye'nin önemli Osmanlı tarihçilerinden Prof. Dr. Mustafa Öztürk'ün "TBMM'nin 1924 Yılı Hatırası Misâk-ı Milli Haritası" isimli önemli bir makalesi vardır. Bu makalede 1924'te Meclis'in milletvekillerine dağıttığı Misâk-ı Millî haritası anlatılır. Bu haritaya göre 1924 itibarıyla Türkiye'nin 77 vilayeti vardır. Bazı vilayetlerimizin isimleri günümüzden farklıdır. Bazı vilayetlerimiz ise bugünkü idarî taksimatımızda yoktur. Haritada Rakka ve Deyr-i Zor sınırlarımız dışındayken idarî taksimatta Rakka Urfa'ya bağlı, Deyr-i Zor ise müstakil vilayet olarak gösterilmiştir. Meclisin dağıttığı harita ve üzerindeki idarî taksimat bilgilerine göre 1924'te Batum, Halep Antakya, İskenderun, İdlib, Belen, Reyhaniye, Barişa, Cisr-i Şuğur, Bâb-ı Cebbul, Menbic, Cebel-i Sem'an, Rakka, Deyr-i Zor Resulayn, Aşare, Mesice, Ögmer, Ane, Süleymaniye Gülanber, Baziyan, Şehirbazar, Musul İmadiye, Zaho, Dohuk, Akara, Sincar ve Kerkük Revandiz, Köysançak, Rayine, Selahiye, Erbil gibi bugün Türkiye sınırları dışında olan vilayetler Türkiye toprağıdır. *** Misâk-ı Millî? Misâk-ı Millî, "Milli And" manasına gelir. Ahd-i Millî ve Peymân-ı Millî olarak da söylenir. Misâk-ı Millî altı maddeydi. Misâk-ı Millî hakkında Cevdet Küçük hocamızın TDV İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı "Misâk-ı Millî" maddesinden ve Mustafa Budak'ın "İdealden Gerçeğe Misâk-ı Millî'den Lozan'a Dış Politika" isimli kitabından geniş bilgi öğrenilebilir. Birinci maddeye göre Mondros Ateşkesi'nin imzalandığı sırada işgal altına girmiş Araplar'ın yaşadığı topraklarda halkın vereceği oyla gelecekleri belirlenecekti. İkinci maddede daha önce anavatana katılan Kars, Ardahan, Batum için gerekirse tekrar genel oya başvurulması kabul ediliyordu. Üçüncü maddede Balkan Savaşı'nda kaybettiğimiz Batı Trakya'nın durumunun halk oyuyla tespiti isteniyordu. Dördüncü maddede Hilafet merkezi İstanbul ve Marmara Denizi'nin güvenliği ele alınarak, Boğazlar'ın durumu ele alınmıştı. Beşinci maddede azınlıkların haklarına, çevredeki devletlerde Müslümanlar'ın da aynı haklardan faydalanması şartıyla riayet edileceği vurgulanmıştı. Son maddede ise tam bağımsızlığa ve serbestliğe sahip olmamızın hayat ve bekamızın esas temeli olduğu vurgulanıp, kapitülasyonlara karşı olduğumuz vurgulanıyordu. Borçlarımızın ödenme şartları da bu esaslara aykırı olmayacaktı. *** Türk olan her yeri kurtaracağız? Atatürk, Misâk-ı Millî'nin sınırlarıyla ilgili şunu söylemişti "Misâk-ı Millî'mizde muayyen ve müspet bir hat yoktur. Kuvvet ve kudretimizle tespit edeceğimiz hat, hatt-ı hudut olacaktır. Atatürk, Lozan öncesinde 13 Ekim 1922'de yabancı basına verdiği demecinde "Avrupa'da İstanbul ve Meriç'e kadar Trakya, Asya'da Anadolu, Musul arazisi ve Irak'ın yarısı, Makedonya'yı ve Suriye'yi terk ettik. Fakat artık arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri ve her şeyi isteriz. Bunları kurtarmaya azmettik ve kurtaracağız" demişti. İstanbul'u işgal eden İngiliz denizcileri Galata Köprüsü'nde. Yasal Uyarı Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

misaki milli ve lozan antlaşması karşılaştırılması